Aslında bu yazının gayesi totem kavramını tanımlamayla belirtmek değil. Dizi okundukça okunandan totemi manaya ilişkin anlamları kendimizin çıkarmasıdır. Yine de çeşitli bağıntıları içinde çeşitli tanımlarla konuya yön vermek isterim.
İlk kolektif yaşam biçimlerini düzenleyen söylem olarak Totem kavramı anlamca sosyolojik bir kelime olması aslında çok daha baskın tanımlamadır. Totem sosyal anlama olsa da totem “sosyo-nesnel” bir mana ilkesidir.
Totem, mana olarak özneldir. Ama totem manasının çıkış noktası nesnel grubun yaşam ilişkileridir. Bu nedenle totemi mana özne nesneldir. İlk totemi alanın inşacıları için totemi mana doğada hep bir arada dayanışma içinde sağlama yapmanın veya sağlama yaptırmanın girişim ilkesiydi. Böyle somuttu.
Totemi mana ilkesi grubun bir arada ve doğada sağlama yapar olmasındaki anlamla kolektifçe yaşamın düzen ilkesidir. Ve grubun sağlama düzen ilkesidir. Bu düzen ilkesi içinde süreç, kişi ömrüne göre yavaş değişir.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta