Geceden sabaha değişen yoksa,
Uzun ince eller ve bir zifiri sonda,
Aydınlıkta boğar beni, karanlıkta.
Haç şekli aynalara bakmıyorum daha.
Bir hilal gökyüzünde parladıkça,
Gece çökmez simama.
Kasım ayı matemi düşüyor körpe sandala,
Deniz kıvranıyor umarsızca,
Korkunç kuş sesleri yükseliyor,
Silgi silemiyor yazıyı,
Bir avuç keder oluyor kaderim.
İmza kalemi ile bavuluma tıkıştırdım İstanbul'u,
Boşluk.
Koca, manasız bir boşluk her sayfa.
Ölçüsüz, orantısız şiirlere yer yok burada.
Garip bir telaşa şimdi aynalarda.
Tanrım, kim bu karşıdaki zavallı?
Esasında aklımdan geçen her şeye şiir yazardım.
Benim bodrum katlarım yoktu,
Peşimde olan polislerim de,
Uğruna öleceğim koca bir sevda da.
Benim uydurma birkaç dizem vardı.
Bugünü çekmeceye attım,
Zamanı gelince kullanırım.
Betimleme bataklığından çıkmaz ellerim.
Odanın şakaklarından sızan güneşe
Ters düşüyor gözlerim.
Şansı bol oyunlarda zar tutuyorum;
Gökten yarım müsveddeler düşüyor,
İnsanlar üstüne basıyor,
Topluyorum tüm hepsini,
Yarım müsveddelere yırtık şiirler yazıyorum.
Kelimelerimde artık çamura bulanmış oluyor.
Ben artık yarım şiirlerimi hiçbir yere yamayamıyorum, Didem abla.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!