Cebinde kırık aynalar biriktirdim gelirken,
Eski kendimi, o mağrur duruşumu kuytularda bıraktım.
Duvarlarımı kendi ellerimle yıktım,
Benliğimin harcına gözyaşı kattım da,
Yine de o enkazın altından sağ çıkıp sana baktım.
Sevda dedikleri bir uçurummuş meğer,
Düştükçe derinleşen, yandıkça serinleten.
Kalbim bin parça oldu da her seferinde,
Yine senin adınla topladım dağılan yanlarımı.
Kimseden merhem dilenmedim,
Kendi yaramı kendim sardım,
Sırf sana tertemiz bir "merhaba" diyebilmek için.
Şimdi gözlerinde bir yarım kalmışlık, bir de sonsuz umut.
Yabancı değilsin, hiçbir zaman da olamadın.
İçimde iki kişi yaşıyor artık,
Biri seninle bulutların üzerinde sofralar kuran,
Diğeri o sofradan aç kalkmayı kendine öğreten.
Biliyorum, bir gün dökülecek heybemizdeki bütün taşlar.
Ayın o karanlık yüzüyle, sustuklarımızla yüzleşeceğiz.
Korkutuyor mu? Evet korkutuyor.
Ama korku, sevdanın tuzuymuş meğer.
Ertelenmiş her söz, bir gün sahibini bulur,
Yarım kalan her hikâye, elbet bir noktada tamamlanır.
Bunca fırtınadan sonra,
Hâlâ o kitabın en beyaz sayfasında adımız yazılı gibi.
Seninle bir akşamüstü, tüm bu gürültüden uzak,
Sadece "biz" olduğumuzu hissettiğimiz o an gelecek.
Çünkü toprak suyu, yol yolcuyu, ben de seni bekliyorum;
Yazılmış bir sonun, yaşanacak bir baharın hatırına...
Kayıt Tarihi : 17.1.2026 11:01:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!