hüzünler kendini çoğaltıyor güz koynunda
yapraklarını döküyor asırlık cevizler toprağın özüne
zamanı eğip büken günleri saatlerden
ayıklayıp yaşamayı değil
ölümü öğretiyoruz
bilinmezliğin içinden geçen
yollara
erken uyandı ürkünç çığlıkların kuruntular çağı
bir daha sükûta ne zaman erer
sayılı günler
kim bilir
savaş çığırtkanlığı vahşet tamtamları
sardı dört bir âfâkı
ölüme uğurlanacak ah! yüzbinlerce masum ruh
daha tüyü bitmemiş sabi çocuklar
ve ağzı süt kokan bebekler
dik uçurumların kan şelalelerinden
ığıl ığıl kana kana akan
günahsız
canlar
v e
kefensiz gömülecek niceleri ah!
kötülüğün kepenkleri örtülürken gökyüzüne
çığlık çığlığa sirenler çalacak
meydanlarda sokaklarda
kulakları tırmalayan
kan çiçekleriyle gelincik demetleriyle
karşılayacak herkesi
siyah matemleri
kuşanan
ecel
o sararmış ipeksi donmuş yüzlerdeki
mahşerin dört atlısıyla ışığın ferini söndüren
ey! kıdemsiz ey! uğursuz
ey! gaddar zaman
ölüm güllerini açtıran
ey! kutsal toprak ey! şefkatli ana
ey! kudretli kollarıyla
sarmalayan
sıcaklık
yangın yeri dünya
sonsuz kıvılcımların mahşer dansından
tutuştu göçe duran ruhlarımız
denizler okyanuslar şelaleler yetmez
yetmez ki bize
yalnızca sen söndürebilirsin
ateşimizi sen
ey! merhametli ana
1103202611:03
tarih saat eşdeş
Kayıt Tarihi : 11.3.2026 20:12:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!