Derim akıl uykuda yatan, gözleri açık kör kişi,
Hak demek dildedir sanıp, yükten kaçan serkeş kişi.
“Dayandım” deyip oturmak er kişinin işi midir?
Taş üstüne taş koymayan kul, şehit katında diri midir?
Tevekkül sandın ataleti, miskinliği erdem bildin,
Ter dökmeden ekmek umdun, gökten sofra iner bildin.
Acziyet dedikleri, kolu bağlayıp yatmak mı?
Er olan, sabah rüzgârı gibi kalkar, atlatmak mı?
Ne sandın ey kişi, Hak adı ağızda yük müdür?
Tevekkül örtüsüne gizlenen korku büyük müdür?
Maziyi sövüp yıkma sen, köksüz dal meyve vermez,
Kökü çürük ağacın gölgesinde can serinlemez.
Atan attan iner miydi “nasip” deyip kenâra?
Kılıç pas tutar mıydı korkup girmese nâra?
Ey eylerim, ey yoldaşlar, durma, işit bu sözlerimi,
Mevki ve makam düşünme, olmasın kânîz-i ceddini.
Kıyamet gibi zaman akıp geçer, ufukta şevk ve cüdâlık,
Ama senin ellerin kelepçeli, gönlün zincirli, şûrâsız, bak.
Dönerken çark-ı felek, kanla yağlanmış dişleri,
Niçin titremez yüreğin, görüp mazlûmun işkesi?
Saraylar gölgesinde inler açlık, çıplaklık, derdin.
Yutmuş evlâdını beşerin secdeye varsan ne verdin?
Yazık! Ne cevher-i vicdân, ne nâmûs-ı hamiyyet var,
Bir enkaz-ı ümmet üstünde yükselmiş bin zillet var.
Kayıt Tarihi : 16.1.2026 13:51:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!