Mülkünden pay vereceğini vaat eden El karşısında ahitçilere pay verilene kadar bir pay da verilse, beş pay da dağıtılsa; dağılana kadar herkesin şansı eşitti. İşte süreç gerçekleşene kadar herkes bu eşit şansa oynuyordu.
Tamahın, bencilliğe çağrının ve iç ses ile "sen pay sahibi olacaksın. En büyük pay sahibi olan şanslı kişi sensin" gibi beklentileri oluşan vaadin geciktikçe artan yoğunluğu kişilerde algı çarpılması ortaya koyuyordu. Algı yanılsaması El adamını El gibi görmelerine neden oluyordu.
Beklentiyi oluşan kişiyi (İbrahim-i-Nemrut-u) beklentinin kendisi gibi görüyorlardı. El gibi sanallık izafesi, Firavun gibi Yakup gibi somutluğa dönüp; beklenti, beklentiyi müjdeleyenle, beklentiyi mesaj kılanla somutun kendisine izafe oluyordu
El malı ve El mülkü vekaleten birinin olmalıydı ki o da mülkü pay olarak kişilere versindi. Bu saik ve beklentilerle El adamını El yapmaya hazırdılar. Ve şu anda pay olarak dağıtılacağı düşünülen topluluk malı onun yediemininde emanetten görülmekle bu algı pekişiyordu.
Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz
Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telâş
Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel,
düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz kafalılar! Ey sadrazam!




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta