Terazi hassas, mizan ince bir tel,
Herkes durduğu yeri bilmeli evvel.
Ziyan olur vaktin, beyhudedir el,
Değer bilmeyene makam verilmez.
Cahil bezirgâna açma sergini,
Sözün pul olur, bozar dengini.
Gönül arar elbet dengi dengini,
Arif olmayana kelam edilmez.
Kıymet bilmeyene açma bağrını,
Duymazlar kalbinin dilsiz ağrını.
Heba etme sakın kutsal varını,
Vefasız olanın kahrı çekilmez.
Nankörün sofrası zehirdir, yenmez,
Hürmet etsen de o, kadrini bilmez.
Kuru bir daldır o, çiçekle gelmez,
Çorak gönüllere sevda ekilmez.
Güneş doğar elbet, gölge çekilir,
Zaman imbiğinden gerçek süzülür.
Eğri olan elbet bir gün bükülür,
Zalimin önünde boyun bükülmez.
İnsanı insan yapan edebi, hayâ,
Bakma sen dıştaki süslü boyaya.
Hakikat yolunda yalınayak yaya,
Yürümeyi bilmeyene el verilmez.
Altın çamura düşse değeri düşmez,
Asil olan asla yolundan şaşmaz.
Yüreği dar olan, haddini aşmaz,
Kıymet bilmeyene gönül verilmez.
Gönül bir saraydır, kapısı ağır,
Girene sultan ol, çıkana sağır.
İster fısılda, istersen bağır,
Liyakati olmayana taç giydirilmez.
Dünya bir hancı, bizler yolcuyuz,
Kimi zaman haklı, kimi suçluyuz.
Ama biz bu yolda hep gururluyuz,
Onuru olmayana paha biçilmez.
Garip Murat der ki; sözün özü bu,
Bulanmadan akmaz hakikat yolu.
Herkes yerini bulsun, dertler son bulsun,
Hadsiz olanlara ikram edilmez.
Kayıt Tarihi : 22.2.2026 11:20:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!