Teninde Güneşin Son Rengi

Dünya Yükünün Hamalı
1149

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Teninde Güneşin Son Rengi

Nihal'ın Aynası

Bir âşık üslubuyla, sazın tellerinden dökülen sır...

Gece yarısı vurur sazımın teli,
Sordum dağlara, sordum boz bulanık sulara:
"Hak'tan gelen nefha mıdır bu yüreğe düşen?
Yoksa Nihal'ın gözlerinde vurduğu gizli yara?"

Dediler: "Âşık, bir bakıştır aslolan,
Hak ile kul arasında ince bir sır...
Nihal'in kirpiğinde gizlidir ezel sırrı,
Gören göze aşikâr, görmeyene kördür nazar."

Birinci Söz — Niyaz
Nihal dedikleri bir selvi boylu,
Endamı arşta yazılı bir hû...
Her salınışında bin ayet okunur,
Varlığı varlığa tutulan bir tuğ.

Ben ki tozlu yollarda gezen bir divane,
Onun gölgesinde buldum kıblegâhımı.
Ellerim boş, yüzüm kara, dilim lâl,
Ondan bir buse umdum, Hak'tan af diledim lâkin—
Bildim ki her buse bir vuslat değil,
Vuslat ise Hakk'ın bildiği bir hâl.

İkinci Söz — Vuslat Rüyası
Gece yarısı uyandım, ter içinde titreyerek,
Bir rüya gördüm ki anlatmaya dilim yetmez.
Nihal bana dönmüş, gözleri süzgün, elleri beyaz,
Demiş ki: "Âşık, gel beri, seni bekler bu naz."

Soyunmuş aşkın son perdesinden,
Teninde güneşin son rengi...
Her bir yanı nur, her bir yanı sır,
Ateşten bir gömlek biçmiş kendine,
Beni çağırmış: "Gel, yak birlikte bu son kiri."

Dudakları bir yasemin yaprağından yumuşak,
Teninin her zerresi ayrı bir ayet fısıldar.
Dedim: "Bu mu ilahi aşkın son durağı?"
Dedi: "Âşık, henüz başındasın yolların,
Birazdan gelecek asıl imtihanlar..."

Üçüncü Söz — Perde
Uzandım uzandım bir el değmedi,
Her dokunuş bin hasret bıraktı.
Nihal bir hayal mi, bir huri mi,
Yoksa benim gönlümün uydurduğu bir seste mi?

Dedim: "Ey Nihal, sen misin Hak'tan bize düşen?"
Dedi: "Ben bir perdeyim, asıl olan aşkın kendisi.
Beni seven bende kalsın sanmasın,
Ben bir kapıyım, ötesi var, ötesi..."

Anladım ki bu aşk bir yolculuk,
Nihal bir menzil, bir handa gece...
Ama asıl olan o elin tenime değdiği an
Değil; asıl olan o anın sonsuzluğa açılan penceresi.

Dördüncü Söz — Mahlas
Nihal'ım derler bir güzele ben vurgun,
Gönül düştü bu derde, dermansız sorun.
Ne bir buse kısmet ne bir nazar,
Âşık Veysel der ki: "Yine de var, var!"

Son Söz — Tefsir
Ey benim sazımın telleri, ey benim gönlümün sırdaşı,
Nihal'in gözlerinde gördüğüm o ateş neydi?
Bir varlık mı, bir yokluk mu, bir hayal mi,
Yoksa Hakk'ın kendini gösterdiği son perde mi?

Bilmedim, bilemedim, belki de bilmemek gerek.
Aşk dediğin bilinmezlikte gizli bir giz,
Her kapıyı çaldım, her yolu döndüm,
Nihal'in gönlünde buldum son çizgiyi.

Dedim ki: "Gel ey Nihal, gel de beraber yanalım,
Bu dünya fanidir, asıl olan o andır.
Ellerim ellerinde, gözlerim gözlerinde,
Hak'tan gelen nefhayı birlikte duyalım."

O baktı, gülümsedi, bir buse kondurdu yanağıma,
Dedi: "Âşık, bu kadar yeter sana."
Anladım ki bu aşk bir imtihan,
Nihal bir vesile, asıl olan canan.

Sazım sustu, teller dindi, söz bitti.
Gönülde kalan bir sızı, bir heyecan...
Nihal'ım derler bir güzele vurgunum,
Varsın bu aşk beni yaksın, kavursun,
Yeter ki o bir kez daha baksın!

Bir Âşık'ın dilinden, sazının telinden...

Dünya Yükünün Hamalı
Kayıt Tarihi : 22.2.2026 18:44:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!