Tekrar başlıyoruz en bilindik yerinden aşkın! Hani şu biri gider de bir diğeri bakar ya işte orasından. mevsim de bahar çünkü en acıklısı böyle olur ve limonlanınca en çok mide ağrısını da ancak böyle yapar. Sabah kalkınca içine sevinç dolu nameler dökülsün istersin ve ardından parmakların senden habersizce radyonu açar ama görünen odur ki Dj de olaydan haberdardır ve sizin için gayet güncel bir şeyler çalmaya başlamıştır. Ayrılmak terk etmek filan işte...
Oysa hayata daha bilmem kaçıncı kez yeniden başlamışken herşey çok güzel olacaktı. Bu şehirde mutlu olabilmek bir ihtimaldi artık. Hem o da gitmeyeceğinden bahsetmişti. Daha kötüsü bende inanmıştım. İnsanlar bir ay önceki depremin yaralarını sarabilirken biz 4 ay önceki artçının şokunu atmamıştık üstümüzden yada bizim zeminimiz etüd edilmeye bile müsait değildi. “Bir iken ayrılmayalım gel dosta gidelim gönül” diyordu yunus hatta bence hala demekte ama ben bir türlü bunu ona anlatamıyorum.
Tamam git. Artık seni bu gitme arzunla burda tutamam ancak ben senin için burda kalma kararı vermiştim. Mecbursun beni de götüreceksin. Ha eğer iki kişilik paran yoksa beraber burda kalacaz.
Ben 4 ay önce birini sevmiştim. Gözünü sevdiğimin türkçesi ne güzel anlatıyor. “miştim” ama sonra başkasını! Gerçi bu başkası bir öncekinin arkadaşı idi ama seviyorum. Yani şimdiki zaman. Ve ben bunu anlatmak için 5 ayrı dilde 45’er dakikadan bir çok maç oynadım ancak bunu o anlamadı. Bir de bana anlayışlı filan davrandı. İşin kötüsü bende baya bi saçmalamıştım. Olgun aşktan filan bahsetmiştim. Nasıl oluyorsa.ben bir de onu özlemiştim ve aslında tek istediğim ben onu özlerken beni yalnız bırakmamasıydı. Beni özlemesini istemiştim. Ama gururluydu ve hayat gerçekten gurur yapacak kadar uzundu.
Ama aslında onu tam 12 sene önce hissetmiştim. O zaman daha adımı dahi yazamadığım için ona şiir filan da yazamamıştım. Yazıları benden daha güzeldi. Hatta ben onun yazılarını bile kıskanmıştım öğretmenden ama... beni de sabahları kaldırıp tertemiz okula gönderen bir annem vardı ama o sınıfın cici kızıydı. Başkaydı daha ilk okul sıralarında aşkı yaşamak şiir yazmadan ve okumadan. Yani okul hayatımın ilk aşkıydı neticede. Ama adı çok oturaklı. Hem okul hem aşk bir de ikisinin de önünde ilk var. Yani daha hayata ilk defa yeni başlamışken.
Ben sırf onun için bugün hayata yeniden başladım. Belki o da o günlerdeki gibi; bari bir başlangıcın hatrına gitmez. Ve bu başlangıç ilk ilkbaharı doğurur; yalnız geçirmediğim.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta