Sen yalnızlık nedir, bilmek ister misin?
Dört duvar arası bir hapis mi sanırsın,
Ya da kimsesizlikten çekilen uzun bir kış mı?
Hayır, hayır; bu, gönül yangınından farklı.
Yanlış anladın dostum, bu bambaşka bir dert.
Gönlüm dolu, dağlar devirecek kadar heybetli bir güç,
Lâkin elim boş, uzanacak ne bir el var ne bir ses.
Sözlerim havada kalır hep, yankılanır derin bir sessizlik.
Dinleyenim kalmadı, sesim bir fısıltıya gömüldü.
Anlayanım yok, her göz teması bir yabancı.
Yüreğim çığlık atar oysa, hiç kimse duymaz onu.
Bir bardak su uzatanım yok bu ruhsuz çölde,
Dudaklarım çatlak, özüm susuz.
En kalabalık meydanlar bile dar gelir bu tene,
Gürültüde boğulur nefesim, kesilir çığlığım.
Gözlerim arar durur hâlâ, bir dost, bir tanıdık ışık.
Her yüz maskeli, her gülüş sahte ve yalan,
Dokunuşlar buzdan, samimiyet çok uzakta bir yâlan.
Fiziksel bir kimsesizlik değil bu çektiğim dert,
Ruhumun ıssızlığıdır, dibi görünmez bir kuyu.
Kalabalık ortasında ben, yapayalnız bir gölge.
Bir hayalet gibi dolaşırım sessizce aranızda.
Görünmez kıldınız beni, varlığımı fark etmezsiniz hiç.
Bu yük çok ağır, taşıyamaz oldu artık omuzlarım.
Ah, oysa ne çok şey var susup da anlatacak,
Ne büyük fırtınalar koptu şu daracık göğsümde.
Kelimelerle dökülse, inan, yer yerinden oynar.
Ama kime ne ki? Kim döner bakar ki bu garip derde?
Sanki kırılmaz camdan bir fanusun içindeyim,
Sizi görüyor, duyuyor, lakin asla dokunamıyorum.
Ne yana dönsem aynı boşluk, aynı taş duvar,
Ne bir dost eli uzanır, ne de samimi bir nazar.
Bu dünya büyük bir sahne, ben ise silik bir figüranım,
Gölgesi bile olmayan, unutulmuş bir kahraman.
İçimdeki yakıcı yangın, dışarıda hafif bir esinti,
Fark etmezsiniz; çünkü neşemle kederim hep aynı.
Yüreğimde biriken her anı, her yaralı söz,
Taşa kazınmış bir sır gibi durur, deşifre bekler.
Açılmak istese de dilim, mühürlenmiş bir kilittir sanki,
Zira biliyor; söylense de boş, anlaşılmaz.
Bir tek ben bilirim bu yalnızlığın gerçek rengini,
Ne siyah, ne beyaz; o, sadece derin bir gri.
Belki de böyle sürecek bu bitimsiz meçhul yolculuk,
Etrafa yalan gülücükler dağıtarak, içimde en derin hüzün.
Zoraki bir tebessümle kapatırım o görünmez kapımı,
Ve yine kendime dönerim, zira tek sığınağım.
Kalabalık içinde yapa yalnızım her daim,
Bu, değişmeyecek gibi duran, ruhumun acı bir yasasıdır.
Gün döner, gece gelir, şehrin tüm ışıkları söner yine,
Ben aynı köşede, o meçhul sessizliği yudumlar dururum.
Umut denen narin kuş, çoktan penceremden uçup gitmiş,
Ardından bakakalırım, ne gelen var ne bir haber.
Oysa içimde deli bir deniz var, fırtınalı dalgalanır,
Lâkin fırtınasını kimseye göstermez, derinlerde gizler.
Bu bir döngü, bir sarmal, acı bir sonsuz tekerrür,
Kendi sesimden bile yabancılaştım artık.
Oturur, acıyla seyrederim hayat denen bu oyunu,
Perde indiğinde dahi, alkış sesi gelmez bana.
Zaten bekleyenim de yoktu, ne bir alkış ne de bir seda,
Geriye kalan sadece yorgun bir ruh ve bitimsiz bir veda.
Sizler koşar, güler, coşkuyla birbirinizle konuşursunuz,
Ben ise aranızda, fark edilmeyen bir gölgeyim, bir anlık nefes.
Bazen göz göze geliriz de, yine de tanımazsınız beni,
Çünkü yalnızlık, yüzü silen görünmez ve acı bir örtüdür.
Ne geçmişe dönebilirim, ne de hayali bir geleceğe kaçarım,
Şimdinin bu kalabalık yalnızlığında ebediyen mahpusum.
Artık ne beklemek var, ne de boş bir çağrıya umut;
Kendi ıssız kuyumun dibinde, yıldızımı kendim yaktım.
Benim ruhum, bu engin çöldeki tek deniz feneri, tek başına parlayacak.
Ne bir el uzanır, ne bir kalp anlar bu derin sırrı;
Lâkin yine de dimdik var olacağım, kalabalık çöldeki tek ağacım.
Yalnızlık bir son değil, bu yorgun ruhun onurlu, sonsuz başlangıcı.
Kayıt Tarihi : 14.12.2025 22:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!