Bu sabah ışık dahi çekingen düşer pencereye,
gün doğmuş sayılmaz,
zira içimde geceden kalma bir ağırlık
kalkmaya niyeti olmayan biri
Öyle bir hâl ki,
ne feryat ister ne de teselliye meyil;
Biraz daha yakınlaşabilirim artık sana sıcaklaşabilirim
Senden uzaklaşıp sana daha çok yakalanabilirim belki
Aklımdaki bütün pişmanlıklara bir nötron bombasıyla
Karşılık vermelisin o zaman fahrenheit kadar mutlu olabilirim
Uzak denizlerde yolculuk yaparken ölebilirim seninle artık
Bir sabah daha bindik hayata
biletimizi sormadan kesmişler,
cebimizde ekmek parası kadar sabır,
yüreğimizde koskoca bir memleket taşıyarak.
Toprak çatlak,
ellerimiz nasırlı,
ceplerimiz delik,
ama göğsümüzde
koca bir dünya taşıyoruz.
içimde büyüyen bu yangın,
ne adını söyleyebilirim
ne de söndürmeye yüzüm var,
Ama susmak bile artık ses vermekte.
Gözüm, görmediğini görür oldu,
Demirden bir kader geçer gecenin belinden,
çığlığı mazot kokan bir alın teri gibi,
raylara sürülmüş emek,
raylara zincirlenmiş yoksulluk,
ve her vagonunda başka bir ömür sallanır.
Toprağın alnına sürülen teri bilirim ben,
çünkü sabah ezanıyla uyanan taşra evlerinin kapısında
ana duası gibi bekler ekmek,
ve bilir ekmek;
kim onu alın teriyle yoğurmuş,
Adı duvara kazınmış bir gölge,
Kurşun sesi gibi kısa
Sokak lambaları bile eğilir
Geçmişi yürürken.
Güç, parmakta yüzük sanıldı,
Gece, ezberlemişti bir zamanlar.
Duvarlar tanırdı sesini,
Kapılar kendiliğinden açılırdı.
Güç böyle bir şeydi:
İnsan sandığını,
Bir isim dolaşır gecenin arka sokaklarında,
Fısıltı gibi, yankı gibi.
Bir zamanlar kalabalıkların ortasında,
Şimdi kelimelerin sürgününde.
Güç dediğin nedir ki?




-
Emin Gümüştepe
Tüm Yorumlarmerhaba sayın Toprak; Kaleminizden dökülen her sözcük çıldırmış sanki mükemmel yazıyorsunuz kaleminiz daim olsun...