Bazı zamanlar anıları süpürmek istersin ya bir tozlu raftan ya mükemmel görünen bir halınan ya da en acı çektiğin günleri hatırlatan bir köşeden tavandan. Meçhul boşluklar dizelenir içerinde uyaklarını bilmem yarım, tam, zengin. Şunu bilirim bizim bütün dizelerimiz fakirlik için de geçen bir soba başında geçen 5 kardeşin mücadelesidir. En güzel çalgı aleti annemin sesi, en güzel şarkı ise babamın gülüşüydü. Böyle geçti günler. Tek tek eksildik o sıcacık kahkalar attığımız ne kadar kavga etsek te beraber oyun oynadığımız. Sombiye de babamın annemin burnunu sıkışı bir masal gibi. Ancak Ergenekon Destanında bir tık kötü olabilir. Çünkü bu bir yaradılış ve varoluşun mükemmel ahenk içerisinde en güzel geçen günleriydi. Tatlıydı dile gelen sözler, hiçbirşey olmadan gönlü bulur o süt dişlerim gözükürdü. Çok sürmedi bu mutluluk birgün otağımız da kalmadı dağları da eritemedik çünkü artık büyüdük kahpeler çoğaldı. Azgın teke misali dolaşır oldu zalim ademoğlu. Ne anneye ne kadına ne baba ya kardeşe sevgi kalmadı. Zalim olduk zulüm yaptık. Oysa ki o sobalarda tarhana kızartır yanınca da kapıyı açar üşütürdük odayı. Sonra o tatlı terlik acıları hem damağım da tatları. Büyümek için ölmeyelim çocuklar, yaşamak için güzelleşmek için büyüyelim.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta