TAŞ ŞEHİR
Otobüsümüz Nevşehir terminaline girdiği zaman güneşin ılık sıcaklığı içimizi yeni ısıtmaya başlamıştı. Bazıları için son durak olan Nevşehir terminali bizler için henüz son durak olmamıştı. Buradan 20 Km daha, doğuda olan, bizim için meçhul şehirde karar kılacaktık.
Nedense tarif edilmez bir duygu içimi yalayıp geçti. Herhalde bir yerlere veya birilerine yaklaşmanın yakınlığı olacak.
Tekrar hareket eden otobüsümüzün içinde, tamamen farklı bir doğanın içerisinde olduğumuzu fark ettiğimde; taşların ilk kez bu kadar albenili olduğunu o zaman gördüm. Çeşit çeşit şekillerde bir sürü kaya; kimi peri bacası, kimi bacası olmayan peri, kimide binlerce yılın bekçiliğini yapan bekçi perisi. Her biri farklı karakterde, her birinde ayrı bir ahestelik. Kimi; usta bir sanatkârın elinden çıkmış Zeus heykeline benzerken kimileride Erosu kıskandıracak kadar zarif görünüşlüydü.
Nevşehir’den yaklaşık 20 km doğuya doğru gidildiğinde Taş Şehirle karşılaşıyoruz.
Şehre; “üç perilerin” hâkim olduğu bir tepede aşağı inerek “taş şehirle” müşerref oluyoruz.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




ben de gezmişştim şimdi okuyunca gözlerimin önüne geldi yıllar önce gezdiğim bu güzel yerler.
ellerinize sağlık hatırlattığınız ve çok güzel anlattığınız için ...
tam puanla
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta