Taş duvarlar dile gelse söylerdi,
Bizim çektiğimiz çile ne büyük.
Karanlık hücrede bir güneş bekler,
Omuzda taşınan çok ağır bir yük.
Beton soğuk, demir paslı bir keder,
Vakit geçmez, günler birbirini kovalar.
Mazlumun ahıyla sarsılır yerler,
Duyulur derinden hüzünlü havalar.
Bezelye tanesi ne günler saydık,
Dört duvar içine dünyayı sığdırdık.
Biz vatan aşkıyla canımızdan olduk,
Acıyı bal eyleyip sabrı çağırdık.
Ne kuşlar uğrardı o taş avluya,
Ne de bir ses vardı dışarıdan sızan.
Gönüllü düştük mapus denilen kuyuya,
Hakk’tı bizlere bu yazıyı yazan.
Sırtımızda binbir bıçak izi var,
Emanet bilmişiz kutsal davayı.
Dışarıda bahar, orada kara kış var,
Unutmadık biz hiç o kutlu sevdayı.
Bu Ülkücü başlar, eğilmez asla,
İşkence altında gülümser çehre.
Düştüysek de yola biz büyük yasla,
İnancımız sığmaz hiçbir zincire.
Ne tam olduk bizler ne de Ram olduk,
Yarım sigara gibi ömrümüz bitti.
Hak yolunda yandık, nur ile dolduk,
Adamlar birer birer sonsuza gitti.
Ne İsa'ya küs, ne Musa'ya dargın,
Biz misak-ı ezeli sözde kalanlar.
Dava uğruna hep yorgun ve kırgın,
Gerçek vuslatı ülküde bulanlar.
Kula yaranamadık, Hak’ka yöneldik,
Eğilmedik zulmün o sert tahtına.
Vatan sevdasıyla biz küle döndük,
Baş koyduk milletin kutlu bahtına.
Ne gam aldırma, vuslat zora değer,
Karanlık dünyadan gideriz birer birer.
Ülkücü olanlar huzuru Hakk’ta bulur,
Ozan Ülkü der ki; bu çile elbet biter.
Kayıt Tarihi : 7.06.2026 02:04:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!