Daldım bir an…
Dicle’nin kıyısında bir taş buldum.
Üstünde yazıyordu:
“Bir âşık geçip gitti buradan.”
Aldım elime; taş konuşur gibi oldu:
Dediki:
“Gezdim zamandan zamana…
Kırık bir kalple yürüdüm,
hayatın anlamını çözemedim.
Savaşın gölgelerinde savruldum;
kalbim, zamana karşı yalnız bir yolcuydu.
Tarihler adımı unuttu ama
binlerce yıldır hâlâ inliyorum.
Sevdiğim…
zamanın adaletsiz okuna takıldı,
kader onu diyardan diyara sürükledi.
Her şeyimiz yarım kaldı.
Aşkta iz bıraktım nice kavgalarla,
nice kahramanlıklarla anıldım.
Ama yıllar geçti…
Krallar değişti, şehirler yıkıldı,
asırlara su yürüdü, zaman kurudu.
Topraklar yerin en dibine indi,
denizler çekildi, yok oldu;
üstlerine yeni şehirler kuruldu.
Ben ise öldüm…
Yüzbinlerce metre yerin altına gömüldüm,
kemiklerim toza dönüştü.
Ama içimdeki bu ateş?
hiç sönmedi…
Toza karışsam bile.”
Ve o an anladım ki:
Tarih, kavuşanları değil,
sevdasını bozmayanları yazar.
Belki de insanı yücelten duygu
kavuşmak değil aslında…
Belki de;
hiç kavuşmamaktır.
mesakin-30/11/2025
,
Me SakinKayıt Tarihi : 30.11.2025 13:31:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!