Hüzün çarkının dişlileri arasında öğütülmekte yine gönlüm.
Puslu gözlerimle seçemediğim satırlara eklemeye çalışıyorum çalınmış umutları.
Taşı özgürlük adına sıkan eller gibi bırakmıyor acıyı yüreğim.
Aklıma gelen her şey gözyaşı diye akıyor içime.
Çaresizlik mi bu kulaklarımda çınlayan ses yoksa sabır için olgunlaşan bir uğultu mu?
Üstüme düşen her gölge bir yük, nasırlı omuzlarımda…
Satır aralarına sıkışan bir feryat defnediliyor tarafımca, sitemler mezarlığına.
Kıyıları döven hırçın ve inatçı bir dalga gibi geçiyorum sessizliğin içinden.
Yanıma kar kalıyor aldanışlarım.
Kendimi kandırma oyununda baş rol oynuyorum.
Alıp alıp yırtığım her gidiş bileti gebe kalıyor dönüşüne.
Yer bulamıyorum kimsesizler terminalinde…
Terk ediliyorum başı boş duraklara.
Ardına düştüğüm her rüzgar kesiliyor yağmuru beklemeden.
Ve tamamlanmamış cümlelerin sonuna konan üç noktaya benziyor kaçışlarım.
Sansürsüz korkular birikiyor ceplerimde.
Beyhude bir dehşeti fısıldıyor yalnızlık darağacına astığım düşlerime.
Durgun suların yosunlu kalabalığını yaşıyorum yeniden.
Ömründen düşen her yaprak savruluyor bilmediğim uzaklara.
Beni bulan yine ben oluyorum kayıplar kuyusunda..
Kayıt Tarihi : 7.7.2014 16:49:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Uyanıyorum ama gerçekten uyanıyor muyum, yoksa sadece göz kapaklarım mı açılıyor, bedenim kalkıyor ama ben geride mi kalıyorum, yatakta bıraktığım şey yastık değil de bir ben mi, kim kalktı şimdi, kim devam edecek güne?
Hüzün bir olay değil bende, bir zemin. Üzerine basıyorum, her adımım biraz batıyor, ama alışıyorum, insan alışıyor her şeye, hatta kendi ağırlığına bile. Garip olan şu: ağırlık azalınca korkuyorum. Hafiflemek düşmek gibi geliyor.
Bazen düşünüyorum, bu kadar kendimi izlemem normal mi? İnsan yaşarken bu kadar farkında olur mu yaşadığının? Yoksa ben yaşamak yerine kendi yaşantımın dipnotlarını mı yazıyorum? Hep bir tanık var içimde, konuşan bir ses, susturamıyorum. O ses “buradasın” demiyor, “neden buradasın?” diyor.
Gitmek istiyorum bazen ama nereye, coğrafya değişince bilinç değişmiyor ki, insan valize sığmıyor, insan kendi zihnini gümrükten geçiremiyor. Kaçış dediğim şey aslında bir mola mı, yoksa varlıktan izin alma çabası mı?
Üç nokta koyuyorum cümlelerin sonuna… çünkü bitirmek ölüm gibi geliyor. Bitince kapanacak, kapanınca susacak, susunca yok olacak. O yüzden eksik bırakıyorum her şeyi. Eksik kalmak bir hayatta kalma yöntemi olabilir mi?
Yalnızlık… kalabalıkta da oluyor, iki kişi arasında da oluyor, hatta en çok göz göze gelindiğinde oluyor. Biri bakıyor ama içime değmiyor. Değmeyince şüphe başlıyor: gerçekten var mıyım, yoksa sadece görünür müyüm?
Beni bulan yine ben oluyorum evet ama bu bir zafer değil. Bir zorunluluk. Kimse senin yerine var olamıyor. Kimse senin yerine korkamıyor. Kimse senin yerine ölümü düşünemiyor geceleri.
Ve en dipte şu var:
Ben güçlü değilim aslında.
Sadece dağılmayı erteleyen bir bilinç halindeyim.
İnsan olmak bu mu?
Kendi boşluğunu taşımak,
kendi sorusunu sırtında gezdirmek,
cevap gelmeyeceğini bile bile sormaya devam etmek?
Tarifi yok.
Çünkü bu bir duygu değil.
Bu, uyanık olmanın bedeli. Sevgi günü armağanı
TÜM YORUMLAR (2)