Yapayalnız bir halde idi ve o haliyle kendisine sunulan güzellikler içinde, kendisi hakkında bile hiçbirşey bilmeden yaşamaya çalışıyordu Adem. Yaşamaya çalışıyordu, çünkü hayatını paylaşabileceği hiç kimsesi yoktu. Zaman zaman bir ışık ile konuşuyor yada kendisine gönderilen eşsiz güzelliklerde ki ikramları getiren; ilk anda bir ışık huzmesi olarak beliren ama Adem’e yaklaştıkça eşsiz bir güzelliğe sahip bir huri halini alan melekler ile konuşuyordu, Burasının neresi olduğunu, onları nereden, nasıl ve kimden getirdiklerini öğrenmek dışında bir konu yoktu aralarında.
Yüce ışık onu sürekli takip ediyordu. Onun içinde biriktirdiği, özlemlerini anlatabileceği, yeni bir benzeri varlığa ihtiyaç vardı. Bunu fark edebiliyor ancak Adem’i öyle çok kıskanıyorduki onu kaybetmekten korkuyordu. Bunun için o benzer varlık kendisine mi benzemeli yoksa Adem’e mi benzemeli? Bir türlü karar veremiyordu. Sonunda Adem’i kaybet vardı çünkü.
Sonunda kararını vermişti. O yeni varlık, tüm yaratılarından çok kıskandığı Adem ile kendisinin arasında bir varlık olmalıydı.
Adem gibi; çekingen, ağır başlı, mineti şükran olmalı ve görüntü itibari ile yine Adem’e benzemeli idi. Adem, onunla iken yalnızlık hissetmemeli ve onu kendinden bilmeli idi.
Ve kendisine benzemeli idi yeni yaratacağı varlık. Kendisi kadar güzel olmalı idi. Lakin Adem, ona bakınca kendisini hatırlamalı idi ve onu unutmamalı idi. İş bu noktada kilitlenip kalıyordu. Çok korkuyordu Adem’i, kendi eliyle kaybetmekten.
Sonunda bir karar verdi;
- MADEM Kİ BEN TANRIYIM dedi, MADEM Kİ BEN TANRIYIM, BEN YARATANIM, BEN SAHİBİM HERŞEYE NİYE KORKUYORUM Kİ ONU KAYBETMEKTEN! EĞER İSTEMEDİĞİM BİR DURUM OLURSA HERŞEYİ YENİ BAŞTAN YARATACAK GÜCÜM VAR.
Kararını vermişti. Adem ile kendisine benzeyecek olan varlık ikisinin ortak bir meyvesi olacaktı. Dünyanın oluşumunun henüz 4.günü idi. Adem’i yanına çağırdı. Onun yalnızlığına son vermek istediğini söyledi. Yalnız can vereceği bu varlığın onun bedeninden olacağını, bunun için iyi düşünmesini, ona can vereceği yeni varlık için kendisinden sökeceği beden parçasının Adem’e çok acı verebileceğini söyledi.
Adem, kısa bir süre düşündü.
- ACI NE ACABA dedi. ACI NE ACABA, NASIL BİR ŞEY SORSAM SÖYLER Mİ? AMA HEP BENİ HAZIR ŞEYLER İLE BURDA BİR BAŞIMA BIRAKTI. YALNIZLIĞIMA BİR SON VERMEK ADINA BU BİLMEDİĞİM ŞEYİ YAŞAMALIYIM. HER NE OLURSA OLSUN YALNIZLIĞIMDAN KURTULACAĞIM.
Tanrı, kararını tekrar sordu; Adem, gözlerini kapadı ve sağ eli ile memesinin alt tarafını tuttu. Tanrı neye uğradığını bilemedi. İhanete uğramış gibi oldu bir anda. Hırçınlaştı, ve Adem’e kararını verdin mi diye sordu. Adem, masum ve içinden gelen sihirli bir güdü ile elini hiç tuttuğu göğsünü bırakmadan cevap verdi:
- EVET!
Tanrı, her şeyden esirgediği Adem’in bu kararlı tavrından çok etkilenmişti. Ona acı vermek istemiyordu, ama bunu yaşarken belki de onun aşkını kabul edebilecekti. Bu umudu ile hakimi olduğu tüm alemlerde o ana dek görülmemiş bir acıyı yaşattı ona.
Evvela sol yanını deşti Adem’in, tüm sol yanı açığa çıktı. Bütün kaburgaları berrak bir görünümde idi. Tanrı, kahroluyordu, Ademine bu acıya olan dayanıklılığı ile daha çok derinleşen bir aşk ile hayran kalmıştı. Lakin Adem’in acıdan haykırışları ve gözlerinden akan kanlı yaşlar, onunda bu acıyı hissetmesine hiçbir engelin mani olmasına izin vermiyordu.
Ancak Adem, bu acıdan hiç rahatsız olmuyordu. Sonunda yalnızlığı son bulacaktı. Buna değmeli idi. İnanıyordu değecekti.
Dünyanın oluşumunun 5. Gününün sonuna gelindiği gün Adem’in çektiği acılar son buldu. Öyle halsiz düşmüştü ki sadece sırt üstü yatabiliyor ve nefes almakta bile zorlanıyordu. Bedeninden akan kanlar bile onun gibi bir insandan ayrıldıkları için için için ağlıyorlar, bu hüznün verdiği acı ile an be an kuruyorlardı. Cebrail, Azrail, Mikail ve İsrafil tanrının emrini bekliyorlardı; Adem’e yardım etmek, yeniden onun muhabbetine mazhar olabilmek için.
Ancak bu duruma bir son vermek adına, Adem’in muhabbeti ile şenlenebilmek adına İblis, cennet ırmaklarından bir dirhem su getirdi. Su, onun canını çok yakmıştı. Neredeyse ölmek üzereydi. Adem, daha büyük bir acıya katlanmıştı; o sadece ölecekti, nuru sönecekti. Buna değmez miydi?
Adem, dudaklarına konan su damları ile kendine gelmeye başlamıştı. Yarası hala sızlıyordu. İblis, Adem’in kalbini görebiliyor, ancak oradan akan kana mani olamıyordu.
Ve tanrı, aniden İblis’in, Ademine yardım ettiğini gördü. İnanılmaz bir hırçınlıkla haykırdı.
- HAYIR! dedi. HAYIR! İBLİS ÇEKİL ONUN YANINDAN! NURUNU ATEŞ EDERİM SENİN, BIRAK ONU!
- TANRIM dedi. TANRIM! ONUN İÇİN YAPTIKLARIN YETER. ÇOK ACI ÇEKİYOR. DAHA AŞK NEDİR ONU BİLMİYOR. LÜTFEN ONU İYİLEŞTİR YADA BANA BUNUN İÇİN İZİN VER. ONUN MUHABBETİNDEN MAHRUM KILMA BİZİ.
Tanrı, Adem’e olan tutkunluğundan iyice yıpranmıştı. İblis’in, bu sözlerine karşı koyamadı. Zayıflamıştı. Gözlerini yumdu ve iyileşmesini söyledi. Bir anda bir gözyaşı damlası, bir dev sel gibi cennete aktı. Damla geçtiği her yeri güzelleştiriyordu. Tanrı, o kadar dirayetini kaybetmişti ki, Ademi için, cennet toprağından yaptığı heykeli unutmuştu. Adem’den kopardığı kaburga kemiğini ve Adem’den akan kanları bu heykele yerleştirmişti. Sadece ruh ve can vereceği anı bekliyordu.
Damla o kadar şuursuzca yol alıyordu ki, bir anda heykelide yoluna katıp gitti. Lakin Adem’i katamadı yoluna. Sadece yaralarını kapadı ve onu iyileştirdi.
Dünyanın 6. Kuruluş gününün ortaları idi. Adem kendine geldi. Tanrı, öyle çok sevinmişti ki cennette bayramlar yaptırdı. Melekler mutluydu. Yeniden Adem ile muhabbet edebileceklerdi. Bundan daha güzel ne olabilirdi ki?
Adem düzeldiği için tanrı, ona söz verdiği yaratış için can vermeyi mutlu bir hediye olarak gördü; hem kendisi için hem de Adem için…
Simsiyah uzun dalgalı saçlı, berrak bir ten ile utangaç bakışları olan bir kadın oluştu. Tüm cennet ve cehennem bir anda sustu. Her şey hatta tanrı bile onu seyrediyordu.
Adem, onu görünce elinde olmadan:
- HAVVA dedi. HAVVA!
Tanrı, birden hırçınlaştı. Cennette fırtınalar kopacaktı, bütün yaratılmışlar, tanrının ayak ucunda toplandılar. Biri hariç. İblis, yanında durduğu ağaca sarılmış, Adem ile yeni yaratılmışı mutlulukla seyrediyordu. Adem, Havva dediği yeni yaratılmışa doğru ilerledi. Sağ elini uzattı ve onun sol elini tuttu.
- HAVVA dedi. HAVVA! ÇOK GÜZELSİN.
Havva, utandı ilk önce başını öne eğdi. Adem, sol elinin işaret parmağı ile başını kaldırdı ve gözlerine baktı ve sıcak bir gülümseme ile birlikte yürümeye başladılar. İblis, bu durumdan öyle mutlu olmuştu ki, sarıldığı ağaca can bir öpücük verdi. Ağaç, bu esnada bir elma ile ona bunun karşılığını verdi.
İblis, elinde ki bu elmayı, birlikte yan yana yürüyen Adem ve Havva’nın yanına giderek Havva’ya uzattı. Bu sizin meyveniz dercesine Havva’ya verdi. Havva, ilk önce almak istemedi. Adem, ondan çekinmemesini ve ona güvenmesini söyledikten sonra Havva, elmayı aldı. İlk önce kendi, sonra Adem bir diş ısırık aldı elmadan.
Tanrı, neredeyse cennetini cehennem ile bir tutacaktı. Kabul edemiyordu. Yarattığı Adem, onun için yarattığı Havva’ya aşık olmuştu. İblisi yanına çağırdı.
- NEDEN dedi. NEDEN! NEDEN ELMAYI VERDİN ONLARA? ONUN YARATTIĞIM İNSAN, ONUN VE BENİM ORTAK VARLIĞIMIZDI. NEDEN ONLARA AŞKI SUNDUN? ARTIK SENİ LANETLİYORUM! CENNETTE YERİN YOK! DEFOL GİT CEHENNEME!
İblis, üzülmüştü. Tüm birlikte olduğu yaratılmışlardan ayrıldı ve cehenneme gitti. Pişman değildi. Çünkü muhabbetini onlardan esirgemeyen Adem, mutluydu. Tanrının da amacıda buydu zaten. Ama aşk her şeyi kontrolden çıkarmıştı. Adem, aşkı öğrenmişti ve öğretmişti de Havva’ya. Buna değerdi. Cennetin kapısından çıkarken tanrıya haykırdı dönerek:
- EĞER dedi. EĞER CESARETİN VARSA, ONLARI DÜNYAYA GÖNDER. BIRAK ORADA YAŞASINLAR. BAKALIM SANA İHTİYAÇ DUYACAKLAR MI?
Tanrı, bu haykırışa fırtınalarla, tufanlarla cevap verdi.
- HEY İBLİS dedi. HEY İBLİS! SANA MAHŞERE DEK SÜRE. EĞER Kİ ADEM VE HAVVA’DAN OLACAK DİĞER YARATILMIŞLARI, ADEM’İ BENDEN KOPARDIĞIN GİBİ KOPAR, CENNET ARTIK SENİNDİR. AŞK BUNDAN SONRA SENİNDİR.
İblis, bu söze cevap veremedi. Sadece kabul ettiğini belirtir eda ile başını sallamak ile yetindi. Cennetin akpısından çıktığı anda üzerinde bulunan nur huzmesi, ateşe dönüştü. Artık o, bir ateşten ibaretti.
Adem ile Havva, oluşumu tamamlanan dünyaya gönderildiler. Cennete hiç benzemiyordu burası. Her yer onlarındı, yukarıda bir ışık gördüler. Onu önce tanrı sandılar. Elele tutşurken ondan çekindiler. Ayrılmak istemiyorlardı. Bir süre sonra, onun tanrı olmadığını fark ettiler. Gecelerden sonra gündüzlerde onların olmuştu.
Ve bir karanlık vakitte, tepede berrak bir ışık altında Adem, Havva’yı gördü. O beyaz ışık, ne de özel sunuyordu Havva’yı gözlerine…
Yanına gitti. Ellerini tuttu. Gözlerine baktı. Onu öptü. O halde yere serildiler. Artık birbirlerinin oluyorlardı. Ne yaptıklarının farkında değildiler. Ama mutluydular. Bedenleri yanıyordu. Tanrı ve iblis onları seyrediyordu. Tanrı, üzülüyordu; İblis, mutluydu. Çünkü dünya, aşka mekan oluyordu, aşkı öğreniyordu.
Adem ile Havva, ilk birleşme anında, İblisin ateşi gibi yanıyorlardı. Bir ara Adem, Havva’nın yüzündeki acı ifadesini fark etti. Korktu. Birden neye uğradığını bilemedi. Havva, kanıyordu. Ona zarar vermek istemiyordu. O, tanrı değil zaten acı verebilsin. O, sadece Havva’yı seviyordu. Kaburgasının söküldüğü an geldi aklına ve tanrıya baktı. Yalvardı ona. Ne isterse yapacağını söyledi. Çok geçmeden İblis belirdi.
- SAKIN dedi. SAKIN ÖYLE DEME. HAVVA’YI SENDEN ALIR SONRA. SİZE YARDIM ETTİĞİM İÇİN BENİ CENNETTEN KOVDU. KORKMA. HAVVA2YA KÖTÜ BİRŞEY YAPMADIN. SADECE ARTIK SEN ONUN, O DA SENİN OLDU. ARTIK ARANIZA HİÇ BİR ŞEY GİREMEZ. SİZ AŞKI YAŞIYORSUNUZ. BU ACI VE KANAMA BİR DAHA OLMAYACAK.
Bu söz üzerine Adem, sevindi. Havva’da aynı sevinci yaşıyordu. Bu sevinç onlara, sayısız çocuk verdi. Her çocuklarına aşkı anlattılar. Kimini tanrı baştan çıkardı, kimi İblise uydu anne ve babaları gibi mutlu oldular.
Tanrı artık Ademini unutmuş, lanetlediği İblis, elinden yarattıklarını almasın diye savaşmaya başlamıştı. Dünyaya sayısız zulümler ifşa etti, sayısız ihanetler ve hainler gönderdi. Hepsinin sorumlusu olarak hep İblisi gösterdi. İblis ise, Ademden olma Havvadan doğma insanları hep aşka yöneltti, kötülükten çok sefahati sundu.
Ve aniden uyandım uykumdan. Yatakta bir başınayım sanmıştım. Sağıma dönüp baktığımda, sevgilim biricik Deryam, yanımda yatıyordu. Bedenine vuran, odamdaki mum ışıkları, beni ona tekrar aşık etti. İnanılır gibi değildi. Bize küçüklüğümüzden beri söylenenlerin aksine şeytan, günahın değil; AŞKIN MELEĞİ imiş...
Sol omuz başını öptüm ve kalktım. Bir sigara yaktım, camdan göğe bakarken duru bir halde ışışldayan dolunayı seyrettim. Rüyamda gördüğüm Adem ve Havva silüetini hissettim.
Her şeyden önemlisi; aşkına karşılık bulamayan tanrıyı düşündüm. Nasıl olurda, yarattığı bir varlığa aşık olabilirdi? Aşkına alamadığı cevaptan dolayı hırçınlaşabilirdi? Madem ki her şeyin hakimi idi, neden Adem’e hakim olamadı?
Cevabı çok basit geldi bana:
TANRIDA OLSA, YARATILMIŞ BİR VARLIKTA OLSA, AŞKA, KALBE HAKİM OLAMAYIZ. SADECE ONUN İÇİN YAŞAYABİLİRİZ…
Kayıt Tarihi : 16.3.2008 23:00:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!