Tanrının Beklediği Kanyon

Gültekin Avcı
119

ŞİİR


2

TAKİPÇİ

Tanrının Beklediği Kanyon

Moldau’nun Smetana’lı gamlı kıyısında
Ve Rudolfinum’un romanesk akşamında

Kaptanı yoktu fırtınalarda çalkalanan o geminin
Mâhur ve mahmur deniz fenerlerinin şehvetli çakımlarında
Ve sirenaların tenlerde yankılanan süblim şansonlarında
rotayı unuturdu sancak bibliyoteklerin tozlu raflarında
pusulasında boğulmuş vuzuhsuz dualar
her dalga çölde vaaz veren bir peygamberdi
bahtı Eleusis gizemlerinin yeminli sükûtuyla mühürlü
rüzgârı cehennem karasına boyalı bir peykerdi

Ufkunda gövdesine çakılmış meşum kehanetler
Direklerde Lilith yelkenleriyle sevişen heretik alizeler
hülyalarını Penelope değil, Kassandra örmüştü tersinden
sunağını Vestalien ateşiyle yontmuştu kendi gövdesinden
hayallerini birer feda gibi dizmişti pruvaya
mihrabında Epiktetos’un asasıyla çizili fraktal kederleri
buradadır çocukluğunu kurban ettiği matem meşherleri
Turner’ın suda eriyen muazzeb kırmızılarında
Sefil ve kimsesiz bir çocuğun hırıltılı nefesleri
Akıbetini kadim virdlere ve mantralara yazmıştı;
denizlerde karşılıksız kalan yeminleri
ve kurban ettiği hayallerin yanık resimleri

Düşlerini ölü gibi kefenlemiş gömmüştü bilinmezliğe
ve hipojelerdeki aşramdan kanatlandı görünmezliğe

Ey kara pelerinli epiküryen gece korkmuyorum senden
Eternal korkularla süprem güneşleri besleyen
antik bir tragedyanın dördüncü perdesi gibisin
müşteri bekleyen nâr-ı beyzadan parantezlersin
Nice suç ve günahları süveydasında örterken
her günahı tenime dikiş dikiş işleyensin
Sen ki yıldızları sahneleyen dirijan bir cellâtsın
ve sonunda hepimizi alkışsız bir ölümle uğurlarsın

Yıldızları şerareli göz kapaklarımda inkisarla büyüttüm
Senin bağrında güneş ceninleri berhava olup ölürken
bedenimi kasvetlerden yaman uzletlerde çürüttüm

Boynumu giyotine uzatırcasına hayata uzatıyorum
ölüme yamanmış bir ziyayla
sönen bir yıldızın yerini alıyorum,
içimdeki afetlerde kaç mevsim heba oldu yandı
her biri başka bir ömrün mahşer provasındandı

Uzay, Tanrı’nın gözyaşlarıyla kabaran bir nehir mi?
ölümün soluğu nehirlerde sönen hayatımı canlandırıyor
bir çömlekten taşan süt değildir artık zaman,
Tiziano’nun yanmış atölyesinden sarkan bir perde
Kâinat bir amfora gibi taşıyor beni eller üzerinde
Ve ölüm Tanrı’nın beni beklediği kanyonu hatırlatıyor

Vurulmaya meftun boynumu uzatıyorum
bir mahkûmun yakarışlara kalkan ellerince
bir yıldız yerine geçmek,
ve ölümle barış imzalamak isteyince
ışık yorgun bir Tanrı gibi oturuyor üzerime

Yeryüzünü terk edeli çok oldu
şimdi sadece içimin gökleri var
ve ölüm rengi göklerimin gözleri
yalnızlığımdan mı doğurdum ben bütün evreni?
damarlarımda Claudel’in buzdan heykelleri
tansığımın içinde saklı bir Azrail yankısı var
göğsümde Himalayaları kemiren karıncalar

O son geceki veda sevişmesinde bile
bir morg filozofunun alnına düğüm çektim
Tantra dokunuşları tenimden bir bir düşerken
bedenimi sanrılı uzletlerin kahrıyla mühürledim
hayat bu ya ey öpüşlerimin kefeni,
Yaşlı Vyasa’nın dermeyi unuttuğu son destan
Göbek deliğimde resullerin sonsuzluğudur ışıyan

Gültekin Avcı
Prag, 2013


Gültekin Avcı
Kayıt Tarihi : 16.7.2025 11:33:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!