Yemeğe içmeğe insan çok.Dostluk mideden geçmekte boğazda düğümlenmekte.Açlık insanı bütün maskeleri söküp atan en önemli Tanrı gülümsemesi olarak zuhur etmekte.İnsana senin gerçek yardımcın benim demekte.Söz dinlemeyenlere insanın vefasızlığını göstermek için fukara sofrası döşetmekte.Dostlar ve sevgililer hemen sırtlarını dönmekte ve çekip gitmekte. Kimse kimseyi kalpten sevmemekte herkes midesini düşünmekte.İnsanoğlu bir arı gibi daldan dala uçup gitmekte.Mevsimler değişmekte ama vefasızlığı değişmemekte.İnsan ballı parmak uğruna dostluklarını elinin tersiyle itmekte.
Yemeğe içmeğe insan çok.İnsanlar sürekli göbeğini kaşımakta, midesine inanmakta ve onun sesiyle hareket yapmakta.Dalları ve ağaçları bir kaşık için, bir masa için, bir tabak için yok etmekte.Dünyanın kanını emmekte.Açgözlülükle bütün güzellikleri mahvetmekte, gölleri denizleri tüketmekte, kirletmekte.Oysa denizin mavisini, nehirlerin aksini, ağaçların yeşilini, dağların güzelliğini görmemekte.Tanrı’nın gülümseyişine bakamamakta.Açgözlü insan kendini yiyip bitirmekte ve gözlerine, dudaklarına düşmanca davranmakta.Ruhunu karanlıkta bekleyen ateşlere kaptırmakta.Bütün emekleri kül olmakta.
Yemeğe içmeğe insan çok.İnsanlar aç kurtlar gibi sağa sola saldırmakta dostlukları sadece ceylan gözlü insanlarla sınırlı kalmakta.Yenilir yutulur cinsten ilişkiler kurmakta. Yiyemeyeceği arkadaşlıklar kurarsa bu gururuna dokunmakta onlardan uzak durmakta. Gururuna yedireceği insanlar aramakta.Buldukça bir kurt gibi üstüne atlamakta ve ay ışığı altında ulumakta.
İnsan en kesif orduların bir neferi gibi ortalıkta dolaşmakta.Bir aslan buffaloları nasıl kovalarsa insanları öyle kovalamakta ve etrafındakilere öyle bakmakta.Dişine göre bulduklarını yemekte dişine göre olmayanlara ise tecavüze yeltenmekte.Cam kırıkları arasında izini kaybetmeye çalışmakta.Geride dostluktan yana bir iz bir belirti bırakmamaya çalışsa da hayat yolunda her yürüyüşünde adımlarına kanını bulaştırmakta.İnsan kendi yalnızlığını kendisi yaratmakta. Tanrı’nın gülümsemesi karşısında suratını asmakta.
İnsan görmez mi kelebeğin güzelliğini.Onu yaratan hiç çirkin olur mu ki.Çiçeklere bakmaz mı bir goncanın açılışında görmez mi ki Tanrı'nın gülüşünü.Dağlara,taşlara seslense duymaz mı kendi sesini.Niçin unutur suretini.Niçin yaratılana saygı duymaz ve niçin açgözlülükle yıkar her şeyi.Dostluğa yumar gözlerini ve kör karanlık bir dünyaya mahkum eder kendini.
Yemeğe içmeğe insan çok.Arasan şu dünyada gönül ehli yok.Herkes balık yemekte.Sonra kılçığına şiirler düzmekte.Ne hayalinde beyaz yelkenli gemiler ne de kumsallar var.Aklında fikrinde martılar dolaşmakta.Çığlık çığlığa mavi suların üzerinde yaşam kavgası vermekte.Asıl hayatın tadına ise varamamakta.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta