Belki de sanrılarımıza tanrısal anlamlar yüklüyoruz farkında olmadan. Neye inanıyorsak kusursuz sanıyoruz. Sanrılarımızın putlar gibi avuçlarımıza dökülmeleri bu yüzden belki de. İçimizi eski mimarların kıyamet kopana dek ayakta duracak eserleri gibi inşaa edemiyor yıkılıyoruz..
Bilerek mi kundaklayıp beşikte büyütür gibi başında bekliyoruz yoksa sancısal sanrıların? Ya sarmak yetisiyle sarmaş dolaş olduysak sanrılarımızla..
Kırk yerimden batıyordu kaburgalarımın kırıkları. Sancısal sanrıların tedavisi tıbbi cerrahın neşterinde saklı değildi. Dikiş tutturamadığımız bir ömre kaç düğüm atsa düzleşecekti nihayetinde gözlemlediği ritmimiz. Ve hiç bir otopside bulamayacaktı içimizin neden çoktan sustuğunu
Ruhumun türlü bıcak yaraları tenime tezahür etse ya yüzüme bakılmaz ya da bir yaşam manifestosu gibi kutlanacaktım. Kim bilir. Sanrılarla yaşamak. Tanrı değil, sanrı. Karıştırırsan şirk ayırırsan Allahu Ekber dağında verilmiş bir kayıp ilanı.
O masal dağında ünleyen gazal
Güz ve hasret yüklü akşam bulutu
Güz ve güneş yüklü saman kağnısı
Babamdan duyduğum o mahzun gazel
Ahengiyle dalgalandığım harman




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta