TANER AĞABEY
(B-A-Ş-K-A S-I-K-I-N-T-I-N-I-Z ?
Hayat sadece yaşamak değil, yaşarken aynı zamanda güzel anılar biriktirmeyi bilmektir. Senelerce biriktirdiğimiz, çocukluğumuzun kuytu köşelerine gizlediğimiz, unuttum sandığımız anılar, içimizde bir yerde, sabırla zamanlarını beklerler. Yıllarca aklımıza gelmeyen hatıralar hiç ölmeyen hortlaklar gibi tam günü geldiği anda, birden hortlayıverirler.
Naftalin kokulu anılar, camın buğusuna, çayın kokusuna bulanan anılar, hiç aklımızda ve hayalimizde olmadıkları bir anda kendilerini hatırlatıverirler.
Mudanya da müstakil baba evimizde oturduğumuz,( sanırım 1955 ) yılıydı, henüz okula başlamamıştım. İki katlı evimizin giriş katındaki küçük oda, bizim oyun odamızdı. Odamızda pencerede güllü perdeler ve tül perde, önünde kerevet, köşede odun sobasının yanında pirinç mangal vardı. Duvarda bizim erişemeyeceğimiz rafta radyo, yerde halı, kardeşimin salıncağı ve oyuncak selesi vardı. Ayrıca bizim sallanmamız için ahşap tavandaki burgulara bağlanan, iplerden yapılan salıncak asılıydı.
Kışın soba yanınca oyun odamız, hamam gibi sıcacık olurdu. O zaman dört kardeştik, annem mutfakta yemek yaparken biz ablamla kardeşlerimizle ilgilenirdik. Yazın mahallemizdeki boş arsada ve babaannemin bahçesinde arkadaşlarla oynardık.
Bir gün annem, bize sobanın üzerinde kestane kebap yapıyordu. Nereden aklıma geldiyse anneme sordum:
“Anne herkesin abisi var, niye bizim abimiz yok? ” deyince annem birden ağlamaya başladı. Annem gözyaşları içinde:
“Sizin de çok güzel bir ağabeyiniz vardı ama 2,5 aylıkken hastalanıp öldü. Sonra da hepiniz kız doğdunuz” deyince biz de ağlamaya başladık.
Annem gözlerini silerken:
“Allah sizlere sağlıklı, uzun ömürler versin inşallah yavrularım” dedi . Kestaneleri soydu ve bize dağıttı. Çocukluk işte kestaneleri yerken gülmeye başladık.
Yaz gelince başka şehirde oturan, babamın amcasının kızı Muammer hala, oğlu (Taner ağabey) ve kızı (Hüner) bize tatile geldiler. Babaannemin evi büyük olduğu için onlar geceleri babaannemde kalıyorlardı. Hüner benimle aynı yaştaydı ve çok güzel anlaşıyorduk. Taner ağabeyim galiba bizden 3-4 yaş büktü. Hüner’le her gün bizim evde çocuk odasında evcilik oynuyorduk.
Bir gün Taner ağabey de bize geldi, odaya girince salıncağa oturdu. Çok şakacıydı hemen bizi güldürmeye başladı.
“ Hadi beni döndürün “ deyince salıncağı döndürmeye başladık. Ablam, ben, Hüner, Neşe. Döndürdükçe salıncak yerden yükseliyordu, tavana yaklaşınca Taner abi :
“ Tamam, şimdi bırakın “deyince bıraktık.
Taner abi fırdöndü gibi dönüyordu. Biz çok mutlu bir halde gülerek yerlere serildik. Gülmekten katılıyorduk. Bu oyunu üç defa tekrar ettik. Mutfakta yemek yaparken çığlıklarımızı duyan annem, koşarak odaya geldi. Bizi yerlerde görünce şaşırdı, telaşla:
“Ne oldu çocuklar ?” diye sordu.
“Taner abi bizi güldürüyor” dedik.
Annem: “ Aferin oğlum, güzel güzel oynayın ama dikkat edin. Tavandaki burgu çıkarsa canınız yanar” deyince Taner abi:
“Tamam yengecim merak etmeyin, başka oyun oynarız” dedi.
Annem :
“Ben şimdi size köfte patates kızartıyorum, bir de domatesli makarna yaptım, ayran da var” dedi ve mutfağa gitti. Biz hepimiz:
” Yaşasın” diye alkışladık.
Annem gidince salıncakta oturan Taner abi ciddileşti. Biz hepimiz yalvarıyoruz : “Taner abi ne olur bizi güldür” diyoruz, Taner abi gayet ciddi bir halde kelimelerin üzerine basarak: “BA-Ş-K-KA- S-I-K-I-N-T-I-N-IZ? Deyince gülmekten kendimizi yerlere atıp gülüyorduk. Defalarca yalvardık, aynı cevabı aldık.
O gün hiç gülmediğimiz kadar güldük. Annem büyük tepsiye hepimizin tabaklarını hazırlamış, odanın ortasına masa örtüsü yaydı. Hepimiz tepsinin etrafına oturduk. Annem bize servis yaptı: “Ben yemekleri babaannenize götürüp geleceğim, onlar da acıkmıştır deyip gitti. Annem gelene kadar biz yemeklerimizi bitirdik.
Annem geldi, Taner abiye bizi oyaladığı için teşekkür etti ve bana döndü:
“İnci kızım, ağabey istiyordun, bak Allah size ne güzel bir ağabey gönderdi. Bundan sonra Taner hepinizin ağabeyi, benim de oğlum, Hüner de benim kızım, sizinde kız kardeşiniz. Sakın birbirinizi bırakmayın ”derken yine gözleri yaşardı. Hepimizi öptü, tepsiyi toplayıp yine mutfağa gitti. Annem Taner abi için maşallah çok efendi, zeki bir çocuk, ilerde büyük adam olur derdi. Hüner‘ i de çok sever, çok akıllı, hanım kız inşallah o da doktor olur. Allah hepinizi nazarlardan korusun diye dua ederdi. Halamı da çok sevip sayar, Muammer abla derdi.
Bu kadar mutlu bir gün geçirmemiştim, yüreğim ferahlamış, içim adeta neşe dolmuştu. Halam ve çocukları giderken çok üzülmüştüm.
Çocukluğumuzun masumiyetine bakınca ne kadar mutlu, iyi niyetli, sevecen çocuklarlar olduğumuzu anlıyorum. Güldüğümüz zaman, gözlerimizin içi gülerdi. En ufak bir şeyle mutlu olmayı bilirdik. Üç sene sonra bir kız kardeşimiz daha oldu. Beş kız kardeş olduk, GÜZİDE, İNCİ, NEŞE, ZEKAVET, ALİYE. Annem artık erkek çocuktan ümidini kesti. Babam da beş kızına nazar değmesin diye koç kesti. ( O yıllarda MUDANYA da beş kızı olan yoktu).
AN YAŞANIR, GERİYE ANILAR KALIR.
İnci Germenliler
Kayıt Tarihi : 8.1.2026 17:16:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!