Sen Süveyda ;
Kalbimi binbir parçaya bölen.
Her bir parçasını alıp binbir
ayrı tepeye gömen sen!
Bilmez misin kalbimdeki kapkara leke,
o bir türlü dikilmeyen delik,
hiç yitirmediğim sadelik de sendin ...
Adınla sesleniyorum işte; Süveyda!
Ne diye ruhumun ahengini bozdun?
Ne diye yoluma çiviler,
evime karalar döktün.
Camlarını kırdığın evimin kapısını
çalarak girebilmeyi mi ümit ettin?
“İnsanın evi gibisi yok”
cümlesindeki ev de sendin oysa.
* * *
Beni bir beşiğe koydular,
başka bir odada söylediler ninniyi.
Hiçbir şey hissetmeye
vaktim kalmasın diye
sürekli meşgul olmaya çalışıyorum.
İnsanın içini dökmekten
vazgeçmesi miydi ayrılık Süveyda?
Adınla sesleniyorum işte!
Kalbim dedimse sen,
evim dedimse sen,
kara dedimse sen,
leke dedimse sen.
* * *
Boğuluyorum, boğan da benim,
çok ilginç! Hatta su da benim.
Düzeltmeye çalışmıyorum,
çünkü ben bozmadım ütüsünü
bu serin suların Süveyda!
Ben dağıtmadım, tarumar
etmedim hiçbir bahçeyi,
koparmadım dalından olmamış meyveleri.
Vakti gelmeden göçen eden kuşlar
da şahittir eylemsizliğime.
* * *
Ben ki fırtınada dal kıpırdatmayan,
gidişine tek bir taş bile atmayan.
Şimdi yoruldum Süveyda;
yoluma döktüğün çivileri toplamaktan,
senin yıktığın duvarların
altında "evim" diye yatmaktan.
Adınla seslenmiyorum artık,
çünkü isimler de eskirmiş;
bıçak dedimse sen,
yara dedimse sen,
gitmek dedimse ben.
Ali Fırat ÇALIŞGAN
Ali Fırat ÇalışganKayıt Tarihi : 4.06.2026 01:56:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!