Bir kayadan duman duman
On iki metre atlıyan,
Dağ kokusuyla yüklü su.
Boşluğa fırlayınca saç,
Düştüğü yerde üç kulaç
Mavi su, ak köpüklü su.
Gel; n'olursun, içimde umûdum tükenmeden!
Gel; bak bu kahrım beni, mağlûb edip yenmeden!
Gel diyorum, gel artık; son bulsun ızdırâbım!
Gel de yüzler süreyim; kıblegâhım, mihrâbım! ..
Devamını Oku
Gel; bak bu kahrım beni, mağlûb edip yenmeden!
Gel diyorum, gel artık; son bulsun ızdırâbım!
Gel de yüzler süreyim; kıblegâhım, mihrâbım! ..




Sami Aslan 1
İstanbul
Bay, 24
Baykanra545 Offline
kanra545
Bay, 73
'Allah milletimiz için ve islam alemi için çalışan büyüklerimizi hangi partiden olursa olsun muvaffak etsin.Art niyetlileri muvaffak etmesin.Ben şahsen Hoca efendiye güveniyorum evvelallah.' Fethullah Gülen İslam alemi için çalışıyorsa ya siz İslamı bilmiyorsunuz ya da İslamı bize yıllarca yanlış öğrettiler ve yanlış okuduk... Saygılar.
Aynen dediğiniz gibi olsa gerektir...
İslamı bize yıllarca yanlış öğrettiler ve yanlış okuduk... Saygılar.:(
(Kaplumbağa kabuğunun içinde güvendedir, ancak bir yerlere gidebilmek için başını kabuğundan dışarı çıkarmak zorundadır, bu ise risktir; risk almadığı taktirde hiçbir yere gidemeyeceğini kaplumbağa çok iyi bilir ve hedefe ulaşmak için risk alır)
Y.B.nun bugünkü makalesinden
Yazım dilinden bahsettim kanra545
Yazım dilinden bahsettim. Konuşma dilinden bahsetmedim kanra545
Değerli Balkarlı
Kısa kısa notlar düşeyim yazdıklarına..bir münazaradan çok teati diyelim yapmak istediğime..
Cumhuriyet kuruluş ve varoluş şartlarına ait yeni yapısına uygun bir tarih müfredatı geliştirmiştir..ne kadarı doğrudur , ne kadarı yanlıştır ..bu ayrı konu..benim yazdıklarımın zaten bununla ilgisi yok..Ama bu yeni müfredat ve kültür hayatına ilişkin sanat üretme işi biraz memuriyet kokan ve sipariş kokan ve hızlandırılmış dolayısıyla hem üreten hem de üretimin muhatabı kesimler tarafından sindirilememiş bir durumdu..
dolayısıyla bir tarih konusundan çok yeni sosyolojik şartlara ilişkin sanat üretimi konusu idi..
cumhuriyet e haksızlık yapmak doğru da değildir esasında.. aslında şark ağırlıklı kültür politikasını dengelemek istemiştir..hasan ali yücelin maarif vekaleti yayınları osmanlıda asla el atılmamış şark klasiklerini kazandırırken batı klasiklerini de neşretmişir..keza diyanet arapça kaynaklardan o kadar çok çeviri yapmıştır ki cumhuriyetle birlikte ben hayret içinde kaldım..osmanlıda nasıl bu kadar az olduğuna..örneğin kütübü sitte denilen ayrı hadis külliyatı osmanlılar zamanında tercüme dilmemişti...niceleri var..
asıl konumuz bu değildi tabi...sutüvenin bu şiirine kadavra dememin sebebi şu zaten..bu konuda yapılan tüm akademik çalışmalar ilk olarak bu şiirdeki ahenk konusunu ele alırlar..ve mitolojik imge ve simgelerin şiirle katışıp katışamadığını sonra..Nitekim bu konuda Halide hanımın az önce yaptığı vezin tahlilinden de görüleceği üzere bu kadar arı duru türkçeye bu ağır vezni uydurmak ustalık ve bilgi işi..
Ama bu dediğimizin içerikle bir ilgisi yok..
Bir başka konu...
Ahmet haşimin anlatıcı ve manzara resimcisi olup olmadığına gelince...sanırım leyleklerle ilgili çok az meşhur şiiri haricindekilere ben bunu asla söyleyemem..sembolist şairler bilhassa nesneyi o kadar insanileştirler ki nesne orada tamamen insani sıcaklığın içselleştirilmesiyle insandan bir parça olur
Örneğin o belde , bahçe , merdiven , akşam , karanfil, havuz, ağaç v.b ...Hiç birisi bu şiir gibi soğuk n4evale değil...nesne sembollerde insanın ve duyguların bizzzat kendisi var..ve hemen hepsinde bizzat şaire ait olan sevgili var..
orman haftası için yazılan yaş ağaca balta vuran el unmaz didaktizminden veya anadolu medeniyetlerini suyu bahane ederek tanıyalım didaktizminden eser yoktur bu şiirlerde..
şimdilik bunlarla yetinelim...
Orhun kitabelerinin çözülmesi 1893 yılına tekabul ediyor. Bu tarihte Osmanlı mevcuttu. Bunu Cumhuriyete yıkamazsınız. Ayrıca Osmanlıca denilen yazım dili Farsça, Arapça karışımı bir dildir. Geçmiş tarihine süngü çeken yine Osmanlı olmuştur. Osmanlı Devleti'nde yaşayan halk ile saray arasında müthiş ayrılıklar vardır. Nedir bu ayrılıklar kültür, dil ayrılığı. Osmanlı Araplaşmanın başlangıcı olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti ise halkın cehaletini kırmıştır. Nasıl mı? Elmalılı Hamdi Hocaya yazdırdıkları Kur'an tefsiri ve meali bu halka bir nimet olmuştur. Çünkü halk ilk defa kendi dinini direkt kaynağından Kur'an'dan öğrenmiştir. Dİn istismarcısı hacıdan hocadan şeyhten değil. Yine aynı Cumhuriyet kültürde ki yozlaşmayı anlamıştır ve buna önem vererek Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumunu kurmuştur. Bakınız bu iki kurumun dilimize ve tarihimize kazandırdıklarına. Yazacak çok şey var aslında. yazmakla bitecek değil. Amacım karşılıklı tartışma ortamı yaratmak değil. Fakat yazmadan da edemedim. Saygılar.
Hazır 'su' demişken ahali, sevdiğimiz bir 'su' şiirini de biz asalım; bizim başımız kel mi :))
'BU AŞK BURADA BİTER
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
Bir hatıradır şimdi dalgın dalgın uyuyan şehir
Solarken albümlerde çocuklar ve askerler
Yüzün bir kır çiçeği gibi usulca söner
Uyku ve unutkanlık gittikçe derinleşir
Yan yana uzanırdık ve ıslaktı çimenler
Ne kadar güzeldin sen! nasıl eşsiz bir yazdı!
Bunu anlattılar hep, yani yiten bir aşkı
Geçerek bu dünyadan bütün ölü şairler
Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim
Yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver
Bu aşk burada biter iyi günler sevgilim
Ve ben çekip giderim bir nehir akıp gider
İnanmayacaksınız; ama bu lirik şiir ATAOL BAHRAMOĞLU'na ait.
Ne güzel şiir.
Suyun devinimi şiiri de şairi de hayata bağlıyor.
'Bir nehir akıp gider ve ben çekip giderim' derken ne kadar da doğal.
'Su' göstergesi her zaman huzur vermiştir şaire.Hatta yağmur imgeleri de bu minval üzredir.Siz hiç yağmurda sinirlenen bağırıp çağıran birini gördünüz mü? Şairler de insandır; dolayısyla sudan etilenir: Vücudun elektriğini alan yağmur,su; hatta kar yazdığı şiire bir dinginlik,bungunluk katar.
Nazım'ın 'Salkım Söğüt',Faruk Nafiz'in 'Çoban Çeşmesi',Ahmet Muhip Dıranas'ın 'Kar',Ahmed Haşim'in 'O Belde' ve Fuzulî'nin 'Su Kasidesi' tüm zamanların en başarılı şiirleri arasında gösteriliyorsa vardır bu 'su' da bir hinlik.
Gerçi çekim kuvveti 'ateşle sağlanır.' diyor bizim fizikçi; ama fena halde yanıldığını söyledim ona; zira nsanoğlu tarih boyunca ateşin değil suyun peşinde koşmuştur.Şairi ilgilendiren kısmı da 'saflık,temizlik,tazelik,yeni başlangıçlar,durulık,yalınlık,özgünlük...'gibi türlü göndermeleri için izlek olarak suyu seçmesi:
'Gözlerin bir içim su
İçim yandı doğrusu'
diyen şair nedense şöyle demez:
'Dudakların közde pişmiş adana
Bir lokma da mı vermezler adama' :))
hasılı, vatandaşın: 'Su gibi aziz ol.' sözü laf olsun diye söylenmemiş.Gerçi suyun da kelek yanları yok değil:
'İnsan ölüsünü ne rüzgâr,ne yağmur,ne su kabul edermiş.
Varsa yoksa 'toprak'...
Tevekkeli değil usta boşuna demiyor:
'Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır.' diye...
Saygılar canlara...
Buyrun şiir doktorları kadavra başına.
Edebiyat analizcileri için mükemmel bir kadavra bu şiir..Bence de :)
Arap severler ile yunan severleri kapıştırmaktan bir fayda çıkacağını zannetmiyorum.Aşağıdaki alıntı da Yunan ın tanrı!..ailesinden bize göre iğrenç bir aile kesiti.
Afrodit ölümlü ve tanrı bir çok kişiyle birlikte olduysada, sadece tanrı Hephaistos ile evlenmiştir. İstemeyerek yaptığı bu evlilik boyunca tanrıça kocasını Ares ile aldatır. Diğer önemli tanrı sevgilisi ise Hermes'tir. Bu beraberliğinde Hermaphroditos doğar. Bunun yanı sıra Adonis ve Ankhises ile ilişkileri vardır. Anknises'ten olan çocuğu Aeneas ve diğer tanrı çocuğu Eros en ünlü çocuklarıdır.
Yani şimdi uzun bir tarih tartışmasına müsait değil burası elbet ama yine de bir görüşümü dillendirmeden edemeyeceğim.Var da ne var Allah’ını seversen Sinyali ağbi.Cumhuriyetin bahsettiğimiz gibi bir politikası var ancak bu ölü sevicilik gibi bir şey.Cumhuriyet Osmanlıyı inkar etmesi gerektiğini düşündü, ama arkasını bir yere dayandırmak zorundaydı.Osmanlı ve Selçuklu Anadolu’nun geçmiş uygarlıkları ile Cumhuriyet arasında bir köprüdür.Sırtı boşluğa geldi hep yarım duruş sergiledi.
Hepimiz ortaokul lise yıllarındaki tarih derslerini ve öğretmenlerimizi şöyle bir göz önüne getirelim.Milli tarih diye bir icat vardı.Cumhuriyet tarihine ve yakın dönem olaylarına ilişkin bir sürü güzelleme yergi karışımı hamaset, eski uygarlıklar mevzu bahis olunca tık yok.Hep üstün körü günümüz Anadolu’su ile 3-4000 yıl öncesi Anadolu arasında bağ kuramayan o çağlardan günümüze gelen tarih ve kültür mirasını üç beş para heykel resmine, halkın pek tanımadığı opera ve orataryolara sığdıran güdük bir akıl bu.Orayı böyle üstünkörü geçip taa Orta asyalara köklerimize geçiş konusunda da yetersiz ve faydasız kaldı bu politika.Elin Danimarka’lısından falan öğrenebildik Orhun yazıtlarını. Neyse konu uzun. Demem o ki halkımızın büyük çoğunluğu islam öncesi Anadolu medeniyetine yaban kaldı.Orta asya geçmişini de iyi öğrenemedi.
Tarihe objektif gözle bakmayı beceremeyen bu akıl az ve ya çok cumhuriyetin tüm çocuklarına sirayet etti.Böyle olduğundandır hala tarihi 1071 Malazgirt’te başlamış sanıyoruz. Oysa o tarihten binlerce yıl önce buralarda savaşmış yaşamış Achilles’i (şairin tabiri ile atını burda sulayan Aşil) elin Amerika’lısı Brad Pitt’in çevirdiği filmden öğreniyoruz.
Hal böyle olunca Sutüven akacak şair yazacak bizler bakacağız.Şiirin arkaplanında anlatıcılık olduğu doğrudur.Hem de güzel bir anlatıcılık.Haşim’in şiirlerindeki gibi pasif duyuş tarzına tekabül eden durgun suya alışıksın o senin kulağını öpmüş’de bu akışkan diri canlı suyun çağıltısı tırmalıyor sanırısın kulaklarını güzel ağbim.
Bu şiir konusunda aynı düşünmememize rağmen sizden çok müstefit olduğumu söylemeliyim.
Saygılar
Bu şiir ile ilgili 47 tane yorum bulunmakta