siz evet siz…
öyle bön bön bakmayın etrafınıza
size söylüyorum
o yeşil elbiseli bayan yada
uzakta duran şişman adam değil
sizsiniz öfkemi bileyen
en yakınımda duran siz…
kıyamadıklarım
üstüne titrediklerim
kaşı kararmasın diye
ömrüme katran karası sürdüklerim
siz var ya siz…
en çok siz üzdünüz beni
lan ben size yüreğimi açtım
siz Prometheus’un ciğerini didikleyen kuzgunlar gibi
yüreğimi deştiniz
ben gece üstünüzü örttüm
siz Brutus’ten kalma hançerlerinizle
dikiş tutmaz yaralar açtınız yazgıma
kırmaya kurgulanmış nobran cümlelerinizle
en can alıcı yerimden kırdınız
yıkılmaz sandığım her şeyi bir fiskeyle yıkıp
hüznün yedi kat dibine gömdünüz
yoksa her kapımı çaldığınızda
ifrit görmüş gibi korkar mıydım sizden
canımdan can vermek isterken
kırk yıllık düşmanım gibi selamı sabahı kesip
bir vebalıdan kaçar gibi kaçar mıydım
bütün vahaları neden kurudu bu çölün
kırk kilitle kilitleyip kalbimi
neden tel çit döşedim aşkın patikalarına
neden içten sürgüledim kapılarımı
dumanından vaz geçen dağ gibi
neden vaz geçtim sizden
hiç sordunuz mu kendinize
elin attığı taşla değil
sizin attığınız gül’le lime lime oldum
sizin için her silahına namlusuna sürülüp
sizin yüzünüzden acının darağacına çıktım
siz bunu bile görmediniz ya…
bana da susmak düşer artık
avazını içine hapsetmiş bir gök gürültüsü gibi
susmak…
vakit sus vakti…
bir inzivanın cam kenarında
camların buğusuna “ahh” yazıp
yalnızlığın kollarında
içten içe pas vakti…
Ömer Yücekaya 2
Kayıt Tarihi : 1.1.2026 16:46:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!