Nemli bir sonbahar günüydü..Karından Bacaklı salyangoz ailesi, sığındığı taşın altında eğleniyor; anne salyangoz, sarmal desenli kalın kabuğunun altından çıkardığı silindir biçimli gövdesini kıvıra kıvıra dans ediyordu..
Oyununu bitirdikten sonra çocuklarına seslendi.
-Haydi hazırlanın! Babanızla birlikte gezmeye gidiyoruz!
Yavru salyangozlar sevinçle bağırıştılar.
-Yaşasın! Yaşasın! Bu kocaman taşın altında canımız sıkılmıştı zaten…0tların arasında gezip oynarız.
-Ama, bir koşulum var! Dedi, anne salyangoz.
-İkiniz de mantolarınızı giyeceksiniz.
Abla salyangoz söze girdi:
-Elbette anneciğim, elbette! Yağışlı sonbahar günlerinde mantosuz gezilir mi hiç! Sen öyle istiyorsan öyle olsun..
Küçük salyangoz ise ablası gibi düşünmüyordu.
Masal anlatmadığı için annesine, oyunu bırakıp ödevlerini yapmaya gittiği için de ablasına kızmıştı.
Toprak divanın üzerinde oturmuş, kızgın kızgın onlara bakıyor; somurtup duruyordu.
Bu yüzden annesinin isteğine şiddetle karşı çıktı.
- Hayııır, ben mantomu giymeyeceğim! Mantosuz gezineceğim!
Anne salyangoz, küçük salyangozun bu tavrına kızmadı ama yine de uyardı onu..
-Küçük Kabuk, dedi.Sonbahar ayındayız.Bu taşın altında bile üşüyoruz...
Belli mi olur!
Bakarsın, hava birdenbire değişir, yağmur yağar, ıslanırsın….Hasta olursun...Mantonu giysen iyi olur!
-Hayıır! Giymeyeceğim işte! Giymek istemiyorum.Yağmur yağsa bile ıslanmam ben..Çabucak kaçarım! Diye haykırdı, Küçük kabuk.
Anne salyangoz daha fazla ısrar etmedi
-Madem öyle istiyorsun, mantosuz git..Ama hasta olursan karışmam bak!
İlk önce Küçük Kabuk çıktı taşın altından.Sonra diğerleri.
Başlarına bağlı iki küçük sapın üzerindeki gözleriyle çevreyi gözleye gözleye yola koyuldular. Geçtikleri yerde gümüş renkli yapışkan izler bırakarak ilerlediler.
Kuru otlara sürtüne sürtüne bir su birikintisinin yanından geçtiler..
Daha ilerde dev gibi bir kaplumbağa gördüler..
Küçük salyangoz heyecanla sordu:
-Babacığım bu ne?
-Kaplumbağa, diye yanıt verdi baba salyangoz....
-Ne kadar da kocaman’ diyerek şaşkınlığını belirtti Küçük Kabuk.
-Evet, kablumbağalar kocaman olur! dedi baba salyangoz.
-Bizim akrabamız mı? diye sordu küçük salyangoz
-Hayır! dedi, baba salyangoz.
-Ama bizim gibi mantosunu sırtında taşıyor, diye sordu yine küçük salyangoz.
Anne salyangoz atıldı:
-Öyle ama akrabamız değil...0'nun kabuğunun bizim kabuğumuzdan iki farklı özelliği var..
-Nedir? Diye sordu abla salyangoz.
-Sen karışma! diye haykırdı Küçük salyangoz.
-Kaplumbağaların evine “bağa”denir ve onlar, kabuklarını hiçbir zaman terk etmezler..Bu yüzden de hiç üşümezler dedi, anne salyangoz..
-Baksana akıllım! Diyerek araya girdi yine abla salyangoz.
-İyi baksana! Gözleri, bizim gibi uzayıp kısalabilen duyargalarının üzerinde mi?
Kafası ne kadar iri..Dört tane de ayağı var..Kabuğunun deseni bile değişik..
-Aaa, doğru doğru! Dikkat etmemiştim! Diye cevap verdi Küçük kabuk.
Bu şekilde konuşa konuşa gezdiler bir süre.
Nemli otlar arasında buldukları çürük bir domates parçasını, dişli dilleri
ile kemirdiler..Çiçekleri kokladılar.Koştular..Saklambaç oynadılar!
Anne ve baba salyangoz, en büyük yapıtları olan bu iki küçük yaramazı zevkle izlediler.
Sonbahar ayı bu,güven olur mu? Güneşine bile “eşek donduran güneşi” demişler..
Öğleden sonra hava birdenbire değişiverdi.Gökyüzünü kara kara bulutlar kapladı.
-Eyvahh yağmur geliyor, ılanacağız! Ç:abuk kaçalım! Diye haykırdı baba salyangoz.
Anne salyangoz:
-Kaçamayız,dedi.Yolumuz çok uzun..En iyisi şu kalın yaprakların altına gizlenelim.
Fakat yaprağın altına girmeye fırsat bulamadan yağmur dökülüverdi bulutlardan.
Bardaktan boşanırcasına yağdı, yağdı..
Anne salyangoz, baba salyangoz ve abla salyangoz ıslanmadılar…Çünkü yuvarlak kabuklarının içine girip gizlendiler..yavru salyangoz ise sırılsıklam oldu..
Yağmur dindikten sonra daha da çok üşümeye başladı..Eve gidinceye kadar tirtir titreyip durdu..
İki gün hasta yattı..Üçüncü gün okula gittiğinde hala hapşırıyordu..
Sınıfta o kadar çok hapşırdı ki, burnundan akan sümüklerini silmekte zorluk çekti…Yanına mendil almayı unuttuğu için de arkadaşlarından utandı.
Onun bu durumunu gören bazı arkadaşları küçük salyangozla alay etmeye, hep birlikte tempo tutup şarkı söylemeye başladılar.
-Sümüklü böcek! Sümüklü böceeek! Senin adın sümüklü böcek!
Öğretmen bayan Yumuşakça, küçük salyangozun arkadaşlarına kızdı.
-Arkadaşınıza bu şekilde davranmanız yanlış! Dedi.Herkes hasta olabilir..
Sonra da küçük salyangozu dinlenmek üzere evine gönderdi.
Küçük salyangoz, arkadaşlarının bu tavrına çok üzüldü..Çok utandı..Eve varıncaya kadar yolda hep ağladı..
Anne salyangoz kapı önünde onu gördü..Küçük salyangozu, iki gözü iki çeşme görünce şaşırdı:
- Ne oldu Küçük Kabuk? Neden ağlıyorsun? Diye sordu.
Küçük Kabuk başından geçenleri hıçkıra hıçkıra anlattı annesine.
Anne Kalın Kabuk:
-Üzülme, olur böyle şeyler! Diyerek, teselli etti küçük salyangozu.
Ama baba salyangoz anne salyangoz gibi düşünmüyordu..Sığındığı taşın altından, başını uzatarak bağırdı:
-Büyük sözü dinlemeyenin hali böyle, adı da ya sümüklü böcek ya da yaramaz salyangoz olur..
Küçük salyangoz kızararak başını önüne eğdi..Duyargalarını küçülttü..Küçük kabuğunun içine çekildi..
O günden sonra inatçılığı bıraktı..söz dinleyen, çok cici bir salyangoz oldu.
..................*...........
09.mart.1993 Keşan-Önder
Kayıt Tarihi : 17.10.2010 23:32:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
BU masal denemem, 09.Mart.1993 tarihli Keşan-Önder Gazetesi'nde yayımlanmıştır.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!