Gülüşünün otağını eğme,
Ey nigârım, ey dildârım;
Geceye düşen en parlak sabahım,
Gözlerimin nuru, yazgım, yârim.
Bir ömür senin tek hûrin olayım,
Bahçelerden geçiyorum,
üstüm başım iğde.
Rüzgâr adını biliyor,
ben susmayı öğreniyorum.
Yol kıvrılıyor;
Gecenin koynunda üşüyorum yokluğunda.
Sayamadım, bir fotoğrafa yaslandım.
En son otuz üçünde kaldım…
Yıldızlar kaybolursa, ay kaybolursa,
ağaran telin…
Ateşler içinde bir ceylan,
Sanki küheylan,
Sanki bir serap… gördüğüm yalan.
Bilsem de sana susmanın yükünü,
Mehtaba susuyorum.
Sanıyorsun ki, gözyaşın yanağından süzülüp akıyor,
Bilmiyorsun ki,
her damlası yüreğime
mıh gibi saplanıyor.
Geç kaldım belki, gözlerine yetişmeye,
Eylülde düşen ayın ışığı.
Üç adım sonrası — cehennemim.
Üç adım:
ihtiras,
tutku,
ızdırap.
Bir rıhtımda yanan bir liman…
Yakan tuz muydu,
yoksa su mu?
Kavuşmanın dili hep yakmak mıdır,
sarılmak değil de?
Yanmak da sevdaya dâhilse
İnci inci dizsem sana,
bilsen gizli gizli
sevdamın dilini…
Maviliğinde yakamozlar
açılır deryada
gül kokulu zamanlarda.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!