Süheyl Türkoğlu, 29 Ekim 1953 yılında İskenderun'da doğdu.
(Türkiye Cumhuriyeti'nden sadece tam olarak otuz yıl daha genç. Memur çocuğu olan Süheyl Türkoğlu, ilk ve orta öğrenimini İskenderun ve Ceyhan'da, yüksek öğrenimini Ankara Gazi Üniversitesi'nde, sigorta işletmeciliği dalında gerçekleştirdi. 1970'li yıllarda Ankara'da gazetecilik, ve köşe yazarlığı yaptı.
Halen işadamı ve sanayici olarak çalışmaktadır. UND (Uluslar arası nakliyeciler derneği) Denetim Kurulu Üyeliği, Akdeniz İhracatçı BirlikleriYönetm Kurulu Üyeliği yapan Süheyl Türkoğlu, daha sonra Türkiye Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçı Birlikleri Ortak Yönetim Kurulu Başkanlığı ve İGEME (Başbakanlık İhracatı Geliştirme Etüd Merkezi) Yönetim Kurulu Üyeliği görevini yaptı. Sert kabuklu meyve çekirdeklerinden mangal kömürü yaparak, dünyada bu konuda bir ilki başardı ve bu buluşun patentini aldı. Üretim makinalarını da kendisi icad etti. Bu çalışmalarına da TÜBİTAK desteği almayı başardı. Zaman buldukça şiirler, öyküler, değişik tarzlarda denemeler yazdı.
Süheyl Türkoğlu aynı zamanda bestekar ve şarkı sözü yazarı.. Ressam Serab Türkoğlu ile evli olan Süheyl Türkoğlu'nun, Duygu ve Asil adında iki çocuğu var.
Süheyl Türkoğlu Arapça ve Romence biliyor.
Eserleri,
Her Yağmur Ertesi (şiir)
Gündüz Kitabevi-Ankara
Eserleri
Her Yağmur Ertesi (şiir)
Gündüz Yayınevi-Ankara
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




-
Esram
-
Soner Alıç
Tüm Yorumlartam puan yazıtlarınız mükemmel başarılarınızın devamını dilerim.şair esram
hocan herşey gönlünüzce olması dileği ile