Üç çocuğum yetim,rahmetli eşim
Ağardı saçlarım genç iken yaşım
Yatacak bir yerim yok be kardeşim
Ruhuma hüsranı ekti şu gurbet.
Hırsızlık yapamam, hileyi sevmem
Karnım doysa yeter, başka istemem
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




gurbet zor bir kavram insanın sevdiklerinde uzak kaldığı her yer gurbet kutlarım değerli hocam çok güzel anlatmışsınız ...
Aslında bizim memlektte gerçek garipler açık kalırlar da aç kalmazlar. Ahali vicdanı onları bir şekilde doyurur. Gene de kimseye gurbet garipliği nasip olmasın.
Üstadım;
Çok çok teşekkürler, bana eski günleri
hatırlattınız, sılanın gözümüzde tüttüğü
günleri.. O zaman küçüklerin büyüklere karşı
saygıları ve büyüklerin de şefkatleri doruk
noktalardaydı, mektuplarla göz yaşları
gönderirdik. Şimdi ulaşım vasıtaları, hatta
muhabere vasıtaları çok olduğu halde, bebeler
yakında bile olsalar, bizlerdeki o görüşme şevkimizin
alt dallarına bile yetişemiyorlar.
O eskidenmiş yenilere anlatamayız, eskileri
saadet-i ebediye alemine gönderdik ama hasret
gittik. Ne yapalım emir büyük yerden.
ÜSTADIM tebriklerimi sunar
muhabbetle selam ederim.
Gurbet'in her türlüsü zor,hele sevdiklerinden uzakta,bir de riskli görev icabı ise,çok daha zor.Namusuyla,şeref ve haysiyet,onur mücadelesi veriyorsa daha daha da zordur gurbet.Çok güzel ifadelerle dolu bir şiir.Kutlarım sizi Yusuf bey.
Namuslu ve hasır üstünde yatalım . Şeref ve Haysiyet bizimle ölene kadar yaşasın.Kutlarım Yusuf Bey
Türk insanının gurbet hakkında şarkı, şiir ve türküleri beni toplumsal ezikliğimizin, yoksulluğumuzun, adaletsizliğimizin, haksızlığımızın içine sürüklüyor. Bir Fransız, İtalyan, Alman doğduğu kentte ya da köyde yaşıyor ve sadece ticari amaçlarla, ya da gezip görme isteği ile ülkesini turistik amaçla dolaşıyor. Bizde gurbet, doğup büyüdüğümüz yerleri terk etmek, acıların en büyük acısı. NEDEN? Geri bırakılmış toplumların öz varlıkları durmadan sömürülür. Sömürü düzeni insanların huzur içinde yaşamasını engeller. Sosyal adalet olmadığı için milli gelir ülkenin tüm bölgelerine ( özellikle kırsal bölgelerde yaşayanalara ) hemen hemen hiç dağıtılmaz. Bu nedenle köylü ne kadar çalışırsa, ne kadar üretirse üretsizn daima muhtaç durumdadır. Çünkü MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ÜN 'KÖYLÜ MİLLETİN EFENDİSİDİR' sözü sadece köylünün oğlunu düğün alaylarıyla askere yollaması için söylenmemiştir. Köylü Türk halkının karnını doyurur ama kendi karnı kasıtlı olarak aç bırakılmıştır. Emekli olduktan, işleri yoluna koyduktan sonra köye dönen var mı? Varsa devede kulak kadardır. YOK !.. çünkü köy mahrumiyet yeri olarak kalmış, oralara hiç devletin eli uzanmamıştır. TÜRKİYE ATATÜRKÜN ÇİZGİSİNDE SOSYAL DEVRİMLERİNİ hayata geçirmek zorundadır. Artık şunu çok iyi bilmek gerekir ki, köye ucuz elektrik, ucuz su ve küçük ölçekli vergiler uygulamak kırsalda yaşayanların kalkınmasına yetmiyor. Günümüzde kırsalın ve kentin yaşamı eşit olmalıdır. Bir ülkenin kalkınma düzeyine sadece kentlere bakarar karar vermemeli o ülkenin kırsal bölgelerindeki kalıknma ve kültür alt yapısına da bakmalıyız. Kalkınma er ya da geç mutlaka köylerden başlamalı, üretimin değerlendirilmesi köylünün ürettiklerinden başlamalıdır. Başarılar. Batı dünyasında her köyün bir kilisesi, bir okulu, bir doktoru, bir hemşiresi bir ebesi ve bir de öğretmeni vardır. Bu saydıklarım bizim kaç köyümüzde var Allah aşkına söyleyin.
sevgilihocam bukadar detaylı açıklamalrla atattürkün o veciz sözümden haraketle köye ve köylüye verilmeyen değer nedeniyle ekmek için gurbetin yolunu tutanların elbette ülkedeki yoksullukla çarpım düzelnle ilgisivar sizi bu derece duygulandırrabildimse ne mutlau
inadına inadına bam telime vuruyorsun be usta özlemi hasreti bir başka gurbet yüreğine ve kalemine sağlık saygılarımla
GARİP UNVANLILARA SAYGILAR
Hırsızlık yapamam, hileyi sevmem
Karnım doysa yeter, başka istemem
Nasihatin boşa,köye dönemem
Bir ekmek peşinde çekti şu gurbet.
-----Yusuf hocam gurbet yiğit işidir derler ,ekmek diyarı aş diyarıdır derler, şiirde çok güzel anlattınız kutlarım saygılar sunarım .
Yüreğinize ve düşünüze sağlık beğeniyle okudum kutlarım sizi Tebrikler Ant.+10
Bu şiir ile ilgili 28 tane yorum bulunmakta