güneşin feri söner, ömrü kısalır günün
yıldızlar tedirgindir göğün gürültüsünden
hırpalanır kuşluğun ellerinde nergisler
toprak gamla ayrılır o yeşil örtüsünden
matemi sarar kalbi, bu elemli sürgünün
binbir kalp süruruyla gezilen yamaçlarda
eskimeye yüz tutmuş yazdan kalma ihtişam
uzayan gölgelerin düşer sancısı yere
şimdi her yanda hüzün, şimdi her vakit akşam
ve gümüşten dalgalar, güz yanığı saçlarda
bülbül nağmeleriyle müzeyyen bahçelerde
firkat faslının hüzzam şarkıları dinlenir
yağmur kuşları konar kuytusuna camların
beraberce bu dingin fasılda serinlenir
solmuş güller, zambaklar ve düşlerimiz bir de
titrer kirpiklerimiz her sokakta gezerken
deniz; o şehlâ güzel, sevgililerden nazlı
gün batımı içlenir döner durur içine
yine ruhu dalgalı, dudakları niyazlı
yüzümüzde alevle ufkunu seyrederken
her köşede rüzgârın elinde bir gül ölür
güneşin gölgesinde demlenmiyor neşeler
sessizce sarmalanır toprak rüya şehrine
gözünü kışa dikmiş yüzlerde endişeler
kapkaranlık boşluğa, çizgi çizgi dökülür
mehtap salınmaz artık gecenin bir vaktinde
yıldızların o eski şevklerinden eser yok
telaşla çarpar durur kıyılara dalgalar
gökyüzünde kızıllık engin mavilikten çok
ömrün bu en hülyâlı, en hazin saatinde
son bir buse alırken yakamozlar gizlice
silinir alnımızdan meltem esintileri
rıhtımdan demir alır son fasıla gövdeler
acı poyraz dolaşır şimdi bu sahilleri
dilimizde kor olur, her şarkıda her hece
biliriz dönüşü yok bu esrarlı seferin
sırtımızda mazinin dağ gibi kamburları
gitse de geri geri yılgın adımlarımız
sakinleri nefessiz, her mevsimi sapsarı
servilikler görünür, sonbahar kadar serin.
Kayıt Tarihi : 1.3.2026 09:55:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!