Son Perde: Kül ve Sessizlik

Alonedark Alonedark
116

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Son Perde: Kül ve Sessizlik

Son Perde: Kül ve Sessizlik
Bir kenti tek bir bavula sığdırmak değildi zor olan, Zor olan; o bavulun içine sığmayan hatıraları kapı eşiğinde bırakmaktı. Sen giderken, sadece adımlarını alıp gitmedin; Duvarlardaki yankıyı, saksıdaki toprağın kokusunu, Ve benim sana bakarken parlayan göz bebeklerimi de söktün yerinden. Şimdi aynaya baktığımda gördüğüm yüz, tanımadığım bir yabancının harabesi. Söylesene, hangi lisan anlatır bir kalbin sessizce yıkılışını? Hangi yağmur temizler, gözyaşlarının yanakta bıraktığı o tuzu?

Seni düşünmek; karanlık bir odada kibrit çakmak gibi, Bir anlık aydınlık, sonra parmak uçlarımda yanan o sızı. Masadaki iki kişilik fincanın biri artık hep boş, Çayın soğuyor, zaman soğuyor, içimdeki o çocuk üşüyor. Her sabah pencereni açan ellerim, şimdi perdeleri sıkıca çekiyor; Çünkü dışarıdaki dünya, sensizliği yüzüme bir tokat gibi çarpıyor. "Gidiyorum" dediğinde gökyüzü mü düştü, yoksa ben mi yerin dibine geçtim? Kuşlar bile sustu o gün, ağaçlar yapraklarını birer birer döktü.

Sanki kainat el birliğiyle senin adını sildi takvimlerden, Geriye sadece, tozlu bir albümde gülümseyen o yabancı yüz kaldı. Ah, ne zormuş meğer insanın kendi hatıralarından kaçması, Kendi evinde, kendi gölgesinden korkan bir mülteci olması. Şimdi hangi sokağa çıksam sonu sana çıkmıyor, Hangi kapıyı çalsam ardında senin kokun yok. Bir boşlukla dans ediyorum, ritmi hıçkırık olan bir şarkıda.

Biliyorum, artık hiçbir rüzgâr senin kokunu getirmeyecek, Hiçbir gemi, senin beklediğim limanına demir atmayacak. Zaman, yaraları iyileştiren bir merhem değilmiş meğer; Zaman, acıyı alışkanlığa çeviren soğuk bir cellatmış. Günden güne siliniyor sesin, hatıraların kenarları sararıyor; Ve ben, seni unutmaktan korktukça, seni daha çok kaybediyorum. Eskiden "biz" derdik, şimdi ise sadece "ben" ve "senin yokluğun".

Bu ev artık bir yuva değil, bir müze; içinde sönmüş hayallerin sergilendiği. Masada bıraktığın o yarım bardak su bile senden daha canlı duruyor. Ben ise her gece, senin döndüğün rüyalara uyanmak için uyuyorum, Ama her sabah, gerçekliğin o buz gibi tokatıyla yeniden ölüyorum. Artık bitti. Mürekkep kurudu, kalem kırıldı, perde kapandı. Sana anlatacak binlerce cümlem vardı oysa, Hepsini yuttum, hepsini içimin o karanlık mahzenine gömdüm.

Şimdi gidiyorum; ama senden değil, senin hayalinden bile vazgeçerek. Ve en acısı ne biliyor musun? Artık gelmeni de istemiyorum; çünkü bekleyecek bir "ben" bırakmadın geride. Yalnızca bir boşluk, bir avuç kül ve hiç bitmeyecek bir sessizlik kaldım.

Alonedark Alonedark
Kayıt Tarihi : 28.12.2025 16:55:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!