Kağıthane sırtı, sisli bir dere,
Mangalar dizildi, o mahzun yere.
Kader ağlarını, ördü bir kere,
Yakup Cemil durur, başı dumanlı.
Gözünü bağlatmaz, iter mendili,
Lal oldu askerin, tutmaz dili.
Bu nasıl bir ateş, bu nasıl deli?
Bakışları keskin, sanki yamanlı.
On dört tane asker, elleri titrer,
Tetiği çekmeye, gücü mü yeter?
Kardeş kardeşi hiç, vurur mu beter?
Sessizlik çöküyor, o an meydana.
Kükredi aslanca, yırttı havayı,
Bozdu o saniyede, sessiz yuvayı.
"Devlet emretmiştir, kurun davayı,
Niye durursunuz, başlar eğikçe?"
"Kaldırın başları, korkak olmayın!
Beni bu dünyada, sağ da koymayın!
Vatan sağ oldukça, matem tutmayın!
Nişan alın haydi, tam şu kalbime!"
Patladı silahlar, o an peş peşe,
Düştü kara toprağa, sönmeyen neşe.
Ruhu uçup gitti, benzer güneşe,
Bir destan bıraktı, vatana, eşe...
Barutun dumanı, çöktü dereye,
Kanı aktı gitti, sızdı nereye?
Kimse bakamadı, o an yareye,
Yakup Cemil göçtü, sırra karıştı.
On dört tane asker, dizdi tüfeği,
Yıktılar o anda, koca gerçeği.
Soldurdular erken, açan çiçeği,
Gözyaşı sel oldu, aktı içine.
Ne devlete küstü, ne de söz etti,
Canını bu yolda, feda öz etti.
Son nefeste bile, Hakk'ı göz etti,
Böyle bir sadakat, görülmemiştir.
Mezarı kayıptır, taşı bulunmaz,
Bu derin yaralar, kolay sarılmaz.
Tarihe sorsan da, hesap sorulmaz,
"Son Fedai" derler, namı yürüsün!
Bir yağmur başladı, yıkadı yüzü,
Silindi topraktan, son ayak izi.
Unutma ey millet, unutma bizi,
Biz ölsek de vatan, sağ kalacaktır...
Kayıt Tarihi : 10.2.2026 00:43:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!