_______ Düz yazı denemesi_________
''Dosta İfhaf olunur''
Düşünüyorum da; yarını olmayan bir dünyanın son günü olsa bu gün, belki ilk değil ama son kez ne yapmak isterdim.
Çılgınlık mı?
Ya sence?
Kıyamet, sadece dağların hallaç pamuğu gibi atılarak alt üst olmasımıdır. Yoksa dünyanın ekseninden fırlayan bir çember gibi uzayın kocaman boşluğunda başıboş savrulmasımıdır. Ya da, dünya, ortasından sıkılınca paramparça olan bir yumurta gibi kırılıp dağılmasımıdır kıyamet.
Ha.
Ne dersin
Bilmem?
Belki ilk değil, ama son kez. Evet, son bir kez. Tutup ellerini, avuçlarından sızan teninin sıcaklığında kavrula kavrula yanarken, gözlerinin o kara, o duru, o canımın içi gözlerinin dingin ferine, kocaman bir çiviyi çakar gibi çakıp gözlerimi, seni seviyorum. Seviyorum, seviyorum işte diye avaz avaz haykırıp, kafasına hırsımın bütün şarjörlerini boşaltarak ilk kez, evet ilk kez sensizliğimin Kâbil’i olmak isterdim.
Ve o canına kıydığım sensizliğimin cesedini çiğneye çiğneye son bir kez, okyanusun ortasında fırtınalara tutulmuş, minik bir fındıkkabuğu gibi yalpalanan, yelkenleri paramparça halde bir limana sığınmaya çalışan gemi misali sıcacık koynuna sığınıp beline sarılmak isterdim.
İlkbaharda tenimizde dolaşan ılık rüzgârı gibi, yüzümde dolaşan nefesini, ciğerlerimi patlatırcasına kocaman bir solukla teneffüs etmek isterdim.
Seni içimde, seni vücudumun en ince, en kalın ve en can alıcı damarına kadar tek tek milim milim solumak isterdim.
Hani sonbahar geldiğinde şiddetli rüzgârlara doğa ne kadar dirense de sonunda boyun eğmek zorunda kalır ya. Rüzgârlar tabiat ananın saçlarını dağıtır tarumar eder. Ama bazı ağaçlar çok inatçıdır. Saatte yüz kilometreyi aşan hızına rağmen kimi yapraklar direngen olur. Tutundukları dalları inadına bırakmazlar ve bir türlü kopmazlar oradan. Kış gelir çatar. Kar, yağmur, soğuk dinlemeden ilkyazı bekleşirler. İçleri o uzun ve çetin şartlara rağmen sımsıcak bir umut doludur. Sonunda, verdikleri o inanılmaz mücadelenin semeresini alırlar. Güneşin parlayan alnına karşı sere serpe kendilerini bütün cömertlikleriyle sunarlar. Yaprakların acımasızca savrulan rüzgâr karşısında verdiği o bilinçsiz mücadeleyi düşün. Bin yaprağın, bir milyon yılda verdiği mücadelenin tamamını, seninle dolu tek bir saniyecik için kim verebilir?
Sence?
Daha nasıl anlatılır bilmiyorum. Zaten anlatmaya kelimelerim gün geçtikçe acizleşiyor. Ama öte yandan gün geçtikçe sana olan tutkum, sana olan sevdan gram gram değil, tonlarca artıyor. İki omuz ucumda değil belki yükümün ağırlığı. Fakat göğüs kafesim her gün biraz daha yüreğime dar geliyor.
Bekli yarın son günü olmayacak dünyanın. Ama yarın, bu kocaman şehrin küçücük bir inansı, yani sıradan, yani herhangi bir gibi tutup ellerini belki Eminönü, Kızılay, Konak Meydanı ya da ne bileyim, ismi, namı, şöhreti olmayan herhangi bir şehrin herhangi bir sokağında veya caddesinde pervasızca, kimseden kaçmadan. Korkunun hiçbir semtine uğramadan. Sarmaşığın ağaca olan mecburiyeti gibi, sarılıp beline, insanların gözlerinin içine bakarak, senin olmanın onuru ve ihtişamıyla, dolunayı, yakamozları ya da nisan yağmurlarını beklemeden, Arnavut olup olmadıklarına bakmadan seninle kaldırımları arşınlamak isterdim.
Ne dersin?
Bu kadar direngen, bu kadar inatçı olabilirmiyim sence. İnatçı olmak çözüm değil, biliyorum. Şayet yüzbin yıl bekleme şansını bana ve sana verseydi Allah. Benim olduğunu görebilmek için akla hayale gelmedik bindir güçlük ve imtihandan geçmeyi bütün akli ve vicdani unsurlarımla tek bir saniye bile düşünmeden kabul ederdim
Daha ne demem gerekir bilmem. Ama bildiğim tek bir şey varsa o da bana biçilen, yaşam denilen elbise, kaftan olmaktan ziyade bir idam mahkûmuna giydirilen ve yakası yaftalı beyaz gömlekten başkaca bir şey değil.
O halde birileri geçip karşıma son arzum sorulmalı ve ‘’Ey onsuzluğa bir ömür boyu yaşamaya mahkûm edilmiş tutsak nedir son arzun? demeli.
Evet, kocaman bir evet, seninle dolduracağım bir tek saniye için ama yalnızca bana, bir tek benim olduğun minik bir saniyecik için son arzumun adı sen olurdun.
Aralık/2008 - (İzmir-İstanbul)
Alim EkenKayıt Tarihi : 12.12.2008 22:34:00





© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!