sokakta yaşayan kimsesizlerin üzerine çöken karanlığı aydınlatmak için cehennemde yanmayı göze alan günahkar bir sokak lambasının suçu ’güneşi taklit etti’ olarak gözüküyordu kayıt altında halbuki ne doğmasını biliyordu eylül sabahında ne de batmasını becerebilirdi soğuk kış akşamlarında çok istemesine rağmen üzerini aydınlattığı caddede bir kez olsun yürüyememişti dizinin dibinde pinekleyen bankta bir kez olsun oturamamıştı yanından geçen insanlar onu hep; meyvesiz,hiçbir işe yaramayan ağaç olarak görüyordular belki de sırf bu yüzden köklerine ceza olsun diye gövdesine kadar beton dökmüştüler teknik bir hata olmalıydı hala ayakta duruşu kışın tam ortasında çırılçıplak soyunuşu ‘üşümeyeyim…’ diye kimse el sıkışmazdı onunla sadece omuz dayarlardı hı! bir de önlerine bakarlardı etrafına saçtığı loş ışığıyla çıkışı belli olmayan caddelerde yürürken
yere düşmemek için sokak lambalarına tutunurlardı ellerinde sokak lambalarıyla gezerlerdi hırsızlar
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta