Siyon’un Gölgesinde Çifte Standart
Tarih, bazen bir tepenin adını alır.
Siyon derler.
Bir taşın, bir mabedin, bir hatıranın adı…
Sonra o isim büyür,
bir ideolojiye,
bir devlete,
bir projeye dönüşür.
İnançla siyasetin yolları ayrıldığında
kutsal olan göğe ait kalır;
ama yeryüzüne indirildiğinde
iktidarın diline karışır.
Bir halkın acısı,
başka bir halkın acısına gerekçe olamaz.
Bir travma,
başka bir travmanın meşruiyeti değildir.
Ve tarih bize şunu öğretir:
Mağduriyet,
ebedî masumiyet üretmez.
“Seçilmişlik” söylemi
hangi inanca yaslanırsa yaslansın,
eğer başkasını dışlıyorsa
artık metafizik değil,
siyasidir.
Çünkü Tanrı adına konuşmaya başlayan
her güç,
bir süre sonra
insan adına karar vermeye başlar.
Ve işte orada başlar çifte standart:
Kendinde olunca “caydırıcılık”,
başkasında olunca “tehdit”.
Kendi sınır ötesi operasyonun “güvenlik”,
başkasınınki “terör”.
Kendi nükleer silahın “denge unsuru”,
başkasınınki “kabul edilemez risk”.
Hukuk evrensel değilse,
güçlüye göre eğilip bükülüyorsa
adı hukuk değil,
çıkar düzenidir.
Ortadoğu bir satranç tahtası değil.
Gazze bir enerji dosyası değil.
İran bir manşet başlığı değil.
Kudüs üç dinin duasıdır;
tek bir politikanın mülkü değildir.
Petrol kuyularının gölgesinde
barış nutukları atıldığında
insanlık susar.
Demokrasi söylemi,
eğer yalnızca müttefikler için geçerliyse
o söylem evrensel değil,
araçsaldır.
Evet, bölge halklarının acıları var.
Evet, rejimlerin baskıları var.
Evet, otoriterlik her coğrafyada eleştirilmeli.
Ama bir ülkenin iç sorunları
başka bir ülkenin bombardıman hakkına dönüşemez.
Savunma başka şeydir.
Yayılmacı refleks başka.
Güç dengesi başka şeydir.
Üstünlük iddiası başka.
Dünya değişiyor.
Tek kutuplu gökyüzü çatlıyor.
Yeni ittifaklar kuruluyor,
eski paktlar sorgulanıyor.
Ama hangi kutup olursa olsun,
eğer merkezinde insan yoksa
o düzen de eskir.
Çünkü savaş,
zorunlu savunma dışında
bir cinayet riskini taşır.
Ve emperyal hesaplar
çoğu zaman enerji haritalarında başlar,
insan haritalarında biter.
Bu bir halklara karşı metin değildir.
Bu bir dine karşı söz değildir.
Bu, güç zehirlenmesine karşı bir itirazdır.
Adalet, seçilmişlerin değil
eşitlerin ilkesidir.
Barış, güçlülerin lütfu değil
halkların hakkıdır.
Ve dünya halklarının kardeşliği
romantik bir slogan değil,
insanlığın hayatta kalma şartıdır.
Yaşasın demokrasi.
Yaşasın barış.
Yaşasın halkların emperyalizme karşı onurlu direnişi.
Kemal Tekir
Halkın,hak kın sesi.
Kayıt Tarihi : 8.3.2026 21:21:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!