...
Mevsimin durgunluğuna değil hikâyetimiz, yüreklerin suskunluğuna... Şikayet de değil, lâkin ince bir sitem günün telâşına... İthâfımız; yaşamın en olmadık yerinde ardına düşülen bütün sevdâlara...
Gözlerinizde kurtuluş sandığımız, amansız bir tutsaklığa uğurlanışımızmış... Nicedir sesini işitmediğimiz kırık dökük gönlümüzün en tenha köşesi, meğer size meyilliymiş... Gürültünün en orta yerinde beslediğimiz sükût, yol yorgunu ömrümüzde kopacak fırtınanın habercisiymiş...
Derdi bize düşürmüş kader, devâsını size... Biz zamanı sizde durdurmuşuz, siz hayatın en içinde... Siz zamanın yoğunluğunda yoğurulursunuz, biz çaresizliğin deminde... Günün en ışıltılı yerinde avuçlarınıza bıraktığımız gökkuşağının, zifiri karanlıkta gözlerimizden inen yağmurların ertesi olduğunu bilemeseniz de; üzerinize serptiğimiz yıldızların, yüreğimizinden sökülen korlar olduğunu göremeseniz de; gönlümüze düşmüşsünüz bir kere...
Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu yaz
Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür gümbür bir telâş
Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne güzel,
düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz kafalılar! Ey sadrazam!
Ben de çok teşekkür ediyor ve tarafınızdan beğenilmenin onurunu yaşıyorum Yavuz Hocam :)
Okuyup demliyorum güzel diyorum ve susuyorum.
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta