Şişt Şiiri - Alonedark Alonedark

Alonedark Alonedark
114

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Şişt

Şişt! Bak yine uzay boşluğuna bakar gibi bakıyorsun. Karşında ben, tam teçhizatlı bir gönül fatihi gibi duruyorum, sen sanki buzdolabında son kullanma tarihi geçmiş yoğurdu inceliyorsun. Kalbinin kapısına dayandım diyorum, sen "şu faturalar ne zaman ödenecekti" diye iç çekiyorsun. Şu kalabalık gezegende, bula bula senin bu telepatiye kapalı ruhunu buldum ya, benim de kısmetime tüküreyim. Öyle uzaklara dalma, aramızda uzay mekiğiyle gidilip gelinecek bir mesafe yok, sadece senin o "acaba yeni sezon hangi dizi başladı" diye düşünen kafan var. Burnunun dibindeyim, gölgem ayağına takılıyor, görmen için illa drone'la havadan "Merhaba, ben buradayım!" yazısı mı yazdırayım?

Kaç kere önünden geçtim, sanki hayaletmişim gibi içinden geçtin. Kaç defa boğazımı temizleyip "şey..." diye başladım, sen "evet, evet" deyip yoluna devam ettin. Gözlerim her seferinde "imdat, burada bir aşık var!" diye feryat etti, sen ise karşı kaldırımdaki kediyi sevmekle meşguldün. Kaç sabah senin hayalinle uyanıp işe geç kaldım, müdür beni uzaylı gibi süzdü, haberin var mı? Karşındaki boş sandalyeye bakıp çayımı soğuttum, garson gelip "yine mi yalnızsınız abi/abla, ister misiniz sizin sandalyeye bir konuşma balonu takalım?" diye dalga geçti. Sana anlatacaklarım Galata Kulesi'ni Mars'a taşır da, sen bir "günaydın" desen, ben heyecandan kendi adımı unutur, "pardon, siz kimdiniz?" derim.

Şişt! O kalbine mühür değil, sanki çimento dökmüşler. Sana seslenen sadece bu ağzımdan çıkan garip sesler değil; ayakkabımın zemine yaptığı "tak tak" ritmi, klavyede tuşlara vuran parmaklarımın senfonisi, hatta midemin açlıktan çıkardığı ses bile sana duygu mesajı göndermeye çalışıyor! Hangi paralel evrende yaşıyorsun sen? Hangi rüzgar gülü seni sürükledi de, dibindeki depremi bile hissetmiyorsun? Kulaklık taktın da ruhuna giden kablosu mu koptu, anlamadım gitti!

Kaç bin kelimeyi senin o tek bir "hmm" demene feda ettim, biliyor musun? Yazdığım şiirleri "bu artık çok sanatsal oldu, anlamaz" diye yırtıp, yerine "merhaba, nasılsın?" yazıp attım. Cümlelerimi yollarına halı gibi serdim, "belki bir gün üzerinde dans ederiz" diye; sen ise üzerinden kaykayla geçip gittin. Seni sevmek; mayın tarlasında kör ebe oynamak gibiydi. Ben o mayınlara bile isteye "aşkın gözü kör olsun" diye bastım, patladım, havada taklalar atarken bile "sen" diye heceledim. Vallahi yeter, benim bu fedakarlığıma Oscar versinler!

Şişt! Bak hala telefona bakıyor... Zaman dediğin o zalim otobüs son durağa yaklaşıyor, haberin olsun. Yarın bir gün aynaya baktığında o ince çizgiler sana "selamun aleyküm" dediğinde, radyoda Ajda Pekkan'dan "Yaz Yaz Yaz" çalınca ve kalbine tuhaf bir sıkıntı oturunca, hatırlayacaksın bu "şişt" deyişimi. "Biri vardı," diyeceksin, "sesiyle camları titreten, beni sessizliğimden bile tanıyan, biraz da garip biri..." Ama o gün, benim bu ellerim sana uzanacak halde olmayacak, belki torunlarıma "bir zamanlar ben de aşık oldum" diye destan anlatıyor olacağım.

Aslında benim seninle ne bir iddiam var ne de bir iddia kuponum. Bütün bu gürültüm, senin o sessizliğinin derinliklerinde kaybolup "aranızdan bir mesaj kayboldu" hatası verme korkusundandı. Şimdi yoruldum bağırmaktan, sesim kısıldı. Megafonu rafa kaldırdım, boğazıma pastil attım, bekliyorum. Bundan sonrası ne destansı bir aşk romanı, ne de ağlak bir feryat... Bundan sonrası sadece "ya kısmet ya kısmet" meselesi. Hadi hayırlısı.

Sana artık "beni duy" demiyorum, "belki bir ara hisseder gibi olursun" diyorum. Çünkü senin o sağır kulağının duymadığını, belki beşinci çakran, yedinci hissin falan algılar. Ben senin en çok, o kimseye açmadığın, kimsenin uğramadığı, hatta Google Haritalar'da bile bulunmayan ıssızlığını sevdim. Varsın dünya bizi görmezden gelsin, varsın yollarımız birleşmesin, varsın ben de yalnızlıktan penguen beslemeye başlayayım... Seni, Evren'in sırları kadar karmaşık, ama bir o kadar da "hah işte bu" dedirten bir "sır" gibi kalbimin en dehlizine mühürledim. Mühür sağlam, merak etme.

Hadi şimdi ister git, ister burada yerinde say; fark etmez... Çünkü ben artık dolaba baksam seni, televizyonda belgesel izlesem uzaylıların içinde seni, hatta rüyamda görsem sen bana "şişt" diyorsun. Bu durum artık benim için bir terapi konusu.

Son sözüm: Sesim bitti, nefesim tükendi, cüzdanımdaki son kuruş da bitti ama kalbim hâlâ seninle "şişt, şişt... duy artık beni, Allah aşkına!" diye fısıldıyor... Belki de bir ses terapistine görünsem iyi olacak.

Alonedark Alonedark
Kayıt Tarihi : 24.1.2026 23:04:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!