Şişt! Sana Diyorum, Heykel mi Kesildin?
Şişt! Bak yine sağa sola bakıyorsun. Karşında dünya güzeli/yakışıklısı duruyor, sen sanki duvardaki rutubet izini inceler gibi uzaklara dalıyorsun. Kalbine sesleniyorum diyorum, sen "akşam ne yesek?" diye düşünüyorsun. Şu gürültülü dünyada bula bula senin o aşılmaz sessizliğini buldum ya, benim de vizyonuma yazıklar olsun. Öyle uzaklara bakıp felsefi derinliklere dalma; aramızda koca bir deniz yok, sadece senin o "bildirim gelmiş mi?" diye baktığın telefonun var. Burnunun ucundayım, nefesimin gölgesindeyim, görmen için illa alnına tabela mı asayım?
Kaç kere önünden geçtim, görmedin; kaç defa "bir şey diyeceğim" deyip sustum, "ne dedin?" bile demedin. Gözlerim her seferinde "buradayım ey insanoğlu!" diye bağırdı, sen ise rüzgarın estiği yöne bakıp saçını düzelttin. Kaç sabah senin hayalinle uyanıp işe geç kaldım, haberin var mı? Karşındaki boş sandalyeye bakıp çayımı soğuttum, garson gelip "abi/abla birini mi bekliyorsun?" diye acıyarak baktı bana. Sana anlatacaklarım Everest'i aşar da, sen bir "merhaba" desen, ben heyecandan ana dilimi unutur, "ebü-vebü" diye kalırım.
Şişt! Kulağınla değil, o üstüne beton dökülmüş kalbinle dinle beni! Sana seslenen sadece ağzım değil; topuğumun tıkırtısı, masaya vuran kalemim, hatta şu göğüs kafesimin içinde davul çalan o bitmek bilmeyen gürültü... Hangi hayal dünyasında şatolar kuruyorsun? Hangi uzak diyarların rüzgarına kaptırdın o güzel kafanı da, dibinde "güm güm" diye çarpan şu motorun sesini duymuyorsun? Kulaklık mı var ruhunda, anlamadım ki!
Kar çiçeklerine belenmiş
Balarılarıyla
Döşeğin kara kışta
Bu tahtaboşa seren




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta