Sarmış ufuklarını senin gene inatçı bir duman,
beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan
ağırlığının altında herşey silinmiş gibi,
bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü;
tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar
onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!
Ama bu derin karanlık örtü sana çok lâyık;
Ne kadınlar sevdim zaten yoktular
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Biraksam korkudan gözleri sislenir.
Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
Devamını Oku
Yağmur giyerlerdi sonbaharla bir
Azıcık okşasam sanki çocuktular
Biraksam korkudan gözleri sislenir.
Ne kadınlar gördüm zaten yoktular
Zavallı Tevfik Fikret.
Doğmuş,yaşamış(Güya)ölmüş.
Sisler içinde kalmış,
ne yazık güneşi görememiş.
Gülünecek yerde ağlamış,
ağlanacak yerde gülmüş.
Allah'u ekber..Allah'u ekber.Allah'u ekber.
tevfik fikret amca şiirin çok güzel olmuş.sana amca dememin sebebi ben daha 9 yasındayım.ben de senin gibi basarılı bir şair olmak istiyoruym.çok güzel şiirlerim var annem ve babam uydurduğum şiirlerri çok beğeniyor
FERDA
Ferda senin; senin bu teceddüd, bu inkılâb...
Her şey senin değil mi ki zâten?.. Sen, ey şebâb,
Ey çehre-i behîc-i ümîd, işte ma'kesin
Karşında: Bir semâ-yi seher, sâf ü bî-sehâb,
Âğuş-i lerzedârı açık, bekliyor., şitâb!
Ey fecr-i hande-zâd-ı hayât, işte herkesin
Enzârı sende; sen ki hayâtın ümidisin,
Alnında bir sitâre-i nev, yok, bir âftâb,
Sönsün mûebbeden.
Sönsün müebbeden o cehennem; senin bugün
Cennet kadar güzel vatanın var, şu gördüğün
Zümrüt bakışlı, inci şetaretli kızcağız
Kimdir bilir misin? Vatanın... Şimdi saygısız
Bir göz bu nazlı çehreye - Allah esirgesin –
Kem bir nazarla baksa tahammül eder misin?
İster misin, şu ak sakalın pâk ü muhteşem
Pîşâni-i vakaarına, bir kirli el demem,
Hattâ yabancı bir el uzansın? Şu makberi,
Razı olur musun, taşa tutsun şu serseri?
Elbet hayır; o makber, o pîşâni-i vakur
Kudsî birer misâl-i vatandır... Vatan gayur
İnsanların omuzları üstünde yükselir.
Gençler, bütün ümmid-i vatan şimdi sizdedir:
Her şey sizin, vatan da sizin, her şeref sizin;
Lâkin unutmayın ki zaman tünd-ü mutmain
Bir hatve-i samût ile ta'kîb eder bizi.
Önden koşan, fakat yine dikkatle her izi
Ta'mika yol bulan bu yanılmaz muâkıbin
Şermende-i itabı kalırsak, yazık!.. Demin
'Ferda senin!' dedim, beni alkışladın; hayır,
Bir şey senin değil, sana ferda vediadır;
Her şey vediadır sana, ey genç, unutma ki
Senden de bir hisâb arar âtî-i müştekî.
Mâzîye şimdi sen bakıyorsun pür-intibah,
Âtî de senden eyleyecek böyle iştibâh.
Her uzvu girdibâd-ı havâyicle sarsılan
Bir neslin oğlusun; bunu yâd et zaman zaman.
Her yıldırımda bir gece, bir gölge devrilir,
Bir ufk-ı i'tilâ açılır, yükselir hayât;
Yükselmeyen düşer: ya terakkî, ya inhitat!
Yükselmeli, dokunmalı alnın semâlara;
Doymaz beşer dedikleri kuş i'tilâlara...
Uğraş, didin, düşün, ara. bul, koş, atıl, bağır;
Durmak zamanı geçti, çalışmak zamanıdır!
Tevfikret (Yeniler bilmeyebilir, eskilerden sevenleri onu böyle anardı: İsminin son hecesiyle soyadının ilk hecesini birleştirerek) karanlıklar içinde bir nur görmüş olması mümkün değildir çünkü tanımsızlık başa belâ, tanımlamalar en önemli şeylerdir ve onun karanlık ve aydınlık tanımlamaları yanlıştı.
Karanlığı aydınlık sanan adamın karanlıkta gördüğü aydınlık aydınlıkta görülmüş bir leke olsa gerektir.
Milyonla barındırdığın insan kılıklarından
Parlak ve temiz alınlı kaç adam çıkar?
...
Örtün, evet, ey felâket sahnesi... Örtün artık ey şehir;
Örtün, ve sonsuz uyu, ey dünyanın koca kahpesi!
....
yüreğimizin sis perdesi...
saygıyla anıyorum...
kızıl deli...
bütün olumsuzlukları sermiş.ya birde şimdi görseydi. o hali masum bir çocuk gibi kalırdı herhalde.gerçek şu ki hiç değişmemiş zaman cetvelinin kirli bölümleri. döne döne aynı bölüm biraz daha kirli seriliyor üstüne.
AĞZINIZDAN ŞİİR AKTI,
Memleketi batıran ahmak,
Hep 'karşı' taraftaydınız.
Hep yağlı böreğe bayıldınız,
Ancak düşman kılıcı ile ayıldınız,
Batırdınız yeni doğan güneşi,
Afiyetle yediniz 'ikram' edilen leşi,
Ulu Çınara sövdünüz bitevîye,
Kendi bedeninize balta salladınız ne diye?
Sövün adi mahluklar sövün,
Dibinde dinlenip gölgelendğiniz-
Ulu Çınarı siz yıktınız,
Şarap şişesi kuytusunda,
Uyuştunuz, sarhoşluk uykusunda,
Ha çamur içinde 'topaz' buldunuz,
Çağın başında 'papaz' buldunuz,
Sövün, yılışıklar,
Sövün düşmanla barışıklar,
Sövün cibilliyeti karışıklar.
Hele siz, hele siz...
Hele siz, hele siz.
Mehmet YUSUFLAR
Şiirde hoş olmayan pek çok kelime var. daha edepli bir üslüp olabilirdi. Beğenmedim.
ŞİİRDE BİLE BİR VARLIĞA KAHPE DEMEK BENCE YANLIŞTIR.ÖRTÜNMEK VE YA ÖRTÜNMEMEK İNSANIN KENDİSİNE KALMIŞTIR.ZORLA GÜZELLİK OLMAZ ÖYLE DEĞİL Mİ?!
Tevfik Fikret ; namuslu , faziletli bir insan olarak bilinir...Nâmuslu bir insan , yalan söyler mi , adâletsiz hükümler verir mi...? Ermeniler bir arabaya yüz kilo civarında bomba koyup , ayarlama düzeneği kurup patlatarak , otuz civarında insanı paramparça ediyorlar , bir o kadar da at , araba parçaları havaya uçuyor , o yer mahşer yerine dönüyor ; bu ahlaklı fakat ruhu bozuk şahıs ,ERMENİ'LERİN suikastına hak veriyor...Teşebbüsün gayesine ulaşmayışına üzülüyor...Bu mümtaz şahsiyetten dünyaya gelmiş olan oğulcuğu da bozuk kanının hükmünü yerine getiriyor ve bir gâvur diyarında papaz olup Türkiye'ye dil uzatıyor...Ahlaklı olmak bunları mı gerektiriyor...?Şâirin İstanbul'a bakışı da bozuk ruhunu yansıtıyor...Yarım bardak suya bakanların dolu tarafını görenlere karşılık bu şair boş tarafını görmüş sayıklıyor,hatta bu bardakta hiç su olmadığını ,bardağın kan ve irin dolu olduğunu vehmediyor...Bakış meselesi...Şiir iyi yazılmış...Ama yanlış fikirler içeriyor...RÜCU etmesi gerek bu fikirlerinden...Soyunun akıbeti onun durumunun en iyi göstergesi...
Bu şiir ile ilgili 38 tane yorum bulunmakta