bu sıcak bu kuşlar bu yol telaşı
çarşılarda satılır mı mutluluk
bir dağ güzellemesiydi oğlun hoyrat
aykırı uçarı delişmen sonra
anlamı annedir sıla dediğin
yolumu gözlerdi kör gecelerde
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




'giyinmiş mor şalvarı
salınır saçakları
yellere vayyyy.'
:)
öksüz bir çocuk edasıyla yazılmış sanki şiir..insanın yaşı kaç olursa olsun,annesiz kalmışsan eğer öksüzsün...hüznün özlemle,sıcaklıkla karışımı...
of yaa..düğümlendim işte...ağlamaya gidiyorum...kutluyorum sevgi ve selamla şair....
sebepsiz hüznün , yaşananları anmanın ve şükretmenin..kısacası türkçenin ve türkiyenin ruhunun şiirlerinden
gönlünüze sağlık üstadım
ANA SILA
Ana, sılanın mıknatısı …
Ana, sılanın merkezi…
Hoyrat, aykırı, uçarı, delişmen bir dağ güzellemesi oğul.
Farklı ve güzel bir tasvir.
Bütün canlılarda, kuşlarda ve hatta sıcaklarda bile tarifsiz bir telaş, oğulda olduğu gibi… Bir mutluluk arayışının, ana ocağına, ana kucağına bir an evvel kavuşma arzusu…
Hasretle bekleyen karanlık gecelerin ışığı olma hayaliyle…
*
Mor dağlara gitme isteği…
Sol yanından vurulmuş, yanık mı yanık…
(Nereye gidiyor bu şiirdeki mana mecrası?)
Anne sevdası, sevgisi var da…
Solan bahçelerde kokusu, elleri nakış nakış kilimlerde işli…
Yoksa?
Namaza dururcasına kıbleye dönüş ve seccadelere işlemiş annemsi bir huşu, coşku…
*
Gurbetlere kızıl bakışlar.
Gurbette olmak, zaten kanlı gözyaşına sebep de…
Gözlerini kıssa perde açılacak. Belli ki kanlı ağlamalarından kurtulacak, rahatlayacak…
Dam başında yayık köpük köpük çağlamakta, basma şalvarlının ellerinde…
Dimdik duran bir gül yontusu…
Buraya kadar her şey buram buram bir hasretin enfes tahayyülü gibiydi…
Ey dost!..
Öksüz çocukların amansız sorusu:
“ANNELER NE VAKİT EVİNE DÖNER?”
Bu soru gözdem göze dolaşır, cevapsız bilmeceler gibi…
*
Zor be dost!
En çok hayalini kurduğumuzu kaybetmek… En çok özlemini çektiğimizi bir daha görememek…
En çok huzur bulduğumuz kucağı, güvenle tuttuğumuz ve ısındığımız elleri bir daha tutamamak çok zor!..
Cennetin alil-ül ala’sı annelerimize haktır.
Rahmetle…
*
Böyle bir son beklemiyordum.
Anne hasreti ve kavuşma dileği gibiydi son dizelere kadar.
Son dizeler kopardı beni…
Senin gibi aynı kasvetle yaşayan biri olarak.
Farklı bir şiir, farklı bir tarz…
Şiirlerini okudukça göreceğim, ama görünen o ki, “kendi olmuş” damgasını üslubuna vurmuş şiirlerin şairi Mehmet Binboğa…
Bize takdir düşer.
Sevgi ve saygı rüzgarları esenliğiniz, sayfalarımızda göz iziniz olsun, değerli kardeşim.
Dostça ve sağlıcakla…
Hikmet Çiftçi
03 Şubat 2013
“GERÇEK DOSTLAR BİRLİĞİ”
Bu şiir ile ilgili 13 tane yorum bulunmakta