Su Gibi_: Sizi tanıyoruz ama yine de bizlere kısaca yaşam hikayenizi anlatır mısınız?
Ahmet Tığlı_
8.10.1945 yılında Kastamonu’nun Abana ilçesinde doğdum. İlk, ortaokulu, Abana ve Bozkurt ilçelerinde; liseyi İstanbul Bakırköy lisesinde tamamladım.1972 Şubat’ında İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisini bitirdim.
Bu süre zarfında öğrencilik yıllarımda vekil öğretmenlik dahil birçok işlerde çalıştım. Ama ciddi anlamda askerlik sonrası 1975 yılında önce 11 ay Emniyet Sandığı’nda, 1976 yılında eski Denizcilik Bankası’nda bankacı olarak işe başladım. Burada en son görevim Muhasebeden sorumlu Şube Müdür Yardımcılığıdır.1990 yılında emekli oldum.1991 yılından itibaren kendime ait ofisimde Serbest Muhasebeci Mali Müşavir olarak mükelleflerime hizmet vermekteyim. İstanbul Fatih’te yaşıyorum. Evliyim, bir kız çocuğum var. Şiirle ilgili serüvenimi diğer sorularda bahsetmek üzere bu kısa yaşam hikayemi burada noktalıyorum.
Su Gibi_: Etkilendiğiniz şair ve yazarlar oldu mu?
Ahmet Tığlı_
Elbette. Türk şairlerinden Nazım Hikmet,Ahmet Arif,Yahya Kemal Beyatlı, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Attila İlhan. Bunların lirik coşkulu anlatımları beni etkilemiştir. Yabancı şairlerden Neruda, Baudelaire,T.S.Eliot, Rimbaud, Mallarmé, Evgeni Vinekurov, Gömöri v.s.Yazarlardan yerli Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Vedat Türkali, Tomris Uyar, Kemal Tahir, Bekir Yıldız.Yabancılardan Tolstoy, Cengiz Aytmatov, Çehov, Victor Hugo, Gustave Flaubert, Hemingvay, Stendhal.v.s.
Su Gibi_: Şiir akımları, şiirde biçim ve öz konusunda neler söylemek istersiniz?
Ahmet Tığlı_
Sanırım şiir akımlarını bizdeki ve dünyadaki olmak üzere iki kategoride değerlendirmek gerekir. Dünyada bilindiği gibi batı kökenli iki genel ekol var: Klasizm ve modernizm. Bahse konu olan ayrıntılar hep bu iki ana ekolü, bir dinin mezheplere bölünmüş şekli gibi değerlendirmek gerekir. Bizdeki şiir akımlarına gelince; Divan edebiyatını bir yere koyarsak, “Cumhuriyet şiiri” dediğimiz yeni şiir, bir hazırlık safhası geçirmesine rağmen birinci yeni dediğimiz “Garip” ekolüyle başlamıştır. Yahya Kemal Beyatlı şiirimizde divan edebiyatının yani eski şiirin son noktası olarak nitelenmesine rağmen modernistler arasında sayılmaktadır. Kimileri neo klasik olarak da görmektedir. Bu çok ince bir çizgidir. Bir şair yaşamının bir parçasında klasik ekole mensup olabildiği gibi modern ekole de mensup olabilir.
Toplumsalcılar, yeni şiirin Nazım Hikmet’le başladığını iddia ederler ama gizemciler (mistik) yani sağ ideoloji mensupları Necip Fazıl’la başlatırlar. Ancak bir ekol olarak Orhan Veli’nin başını çektiği Garipçilerle başladığı bir gerçektir. Çünkü bu şiirin orijini, eski şiirin bütün kurallarını yıkmak yerine hiçbir kurala bağlı olmayan bir şiir akımı ikame etmek. Zaten Orhan Veli Garip manifestosunda “Biz hiçbir okula bağlı değiliz” der. Tabi kabul etmek gerekir ki kuralsızlık da bir kuraldır.Garip şiiri incelendiğinde karşımıza farklı ama özelliği olan bir şiir türü çıkıyor. Daha sonra mensuplarınca bile yavan kabul edilen bu şiire tepki olarak İkinci Yeni dediğimiz, isim babası Muzaffer Erdost olan tamamen anlamsız olan şiir türü ortaya çıkıyor. Bu şiirin başlangıçta ödünsüz savunucuları; Turgut Uyar, Cemal Süreya, İlhan Berk, Ülkü Tamer, Attila İlhan v.s. Daha sonraları bu anlamsız şiirden kaçış başlamış, İlhan Berk’ten başka kimse kalmamıştır. Turgut Uyar, noktayı şu şekilde koymuştur: “Anlamla anlamsızlık arasındaki mücadele anlam lehine sonuçlanmıştır. ”Tabi bunlar çok uzun, kısa kısa geçiyorum. Daha sonra bir boşluk seksen ve doksan şiiri gündeme geliyor. Burada şiiri etkileyen en önemli faktör toplumsal dönüşümlerdir. İkinci Yeni şiirini anlamsızlığa, kapalılığa götüren düşüncenin temelinde DP iktidarının baskıcı,dikta anlayışı,söylenmek istenenleri kapalı söylemeye yada anlamsızlığa sürüklenmeye itmiştir dersek yanlış söylemiş olmayız.
Bu konuyu burada noktalayarak, şiirde biçim ve öz konusuna değinmek istiyorum: Bu sorunun altında biçim derken biçemden de söz ediliyor mu bilemiyorum. Çünkü ikisi farklı şeyler. Biçem şairin tarzını, üslubunu gösterir. “Bu, onun şiiri” dedirten bir yapısal durumdur. Biçim konusunda sadece bir şeye dikkat çekmek istiyorum: Cümleyle dize arasında kesinlikle bir fark vardır. Her cümle dize değildir. Belki şöyle desek daha doğrudur. Dize cümlenin şiir diline çevrilmiş şeklidir.Yani cümleyi ikiye kırarak bir altına yazmak dize yapmak demek değildir. Serbest tarzda biçimi oluşturan uzun, kısa, çok kısa dizeleri nasıl düzenleyecek bunu şair belirleyecektir. Bir kalıp söz konusu değil. Hece tarzı daha belirgin burada kurallar var, uyak, redif, durak bunlara uyulması gerekir. Öze gelince yani içerik konusunda da teke indirgenen anlayışlar yoktur. Kimi konuyu kronolojik sıraya tabi tutup olayı eğitsel ve mesaj içerir bir tarzda anlatır. Bu didaktik türdür. Bu tür artık şiirde benimsenen bir tür değildir.
Bence şiirde dizeler bütünün parçaları olmamalı, birbiriyle ilişkili olmayan dizeler oluşturulabilir ama şiir bütününde bir anlama ulaşmalı. Tabi bunu yaparken, betimlemelerle, imgelerle anlam çağrışımları yaratarak bunu sağlamalı. Aksi takdirde apaçık anlam içeren,sathi, estetikten yoksun, derinliği olmayan sözcük ve dizelere artık şiir denmiyor. Onu yazana da şair denmiyor, müteşair deniyor.
Su Gibi_:Niçin şiir yazıyorsunuz?
Ahmet Tığlı_
Belki klasik bir cevap ama, seviyorum, şiir beni mutlu ediyor. Bir müddet sonra bir bakıyorsunuz, farkında olmadan yaşam biçiminiz olmuş. Bu yetmez mi?
Su Gibi_:Türk Şiiri ve edebiyatının geleceğine ilişkin düşünceleriniz nelerdir?
Ahmet Tığlı_
Bir defa Türk Şiirinin dünya şiirinden geride olmadığına inanıyorum. Şiirimiz kesinlikle iyi yoldadır. Ancak bulunduğu noktayı soruyorsanız, şiir akıyor ama mecrasını bulduğunu söyleyemem. Bugün bazıları tarafından çıkış olarak ortaya atılan post modernist çabalar şiiri belki bir yere götürebilir. Bu dünyanın düzeni ile ilgili bir şey, edebiyat küresellikten etkilenmekle birlikte,edebiyat şiir özgürdür teslim olmaması gerekir. Çünkü post-modernizm emperyalizmin ideolojisidir. Bugün emperyalist kültür kendi şiirini edebiyatını yaratma çabası içinde. Sömürge şiiri, edebiyatı olmaz. Tüm dünya edebiyatçı ve şairlerinin sanatı bitirecek, yozlaştıracak bu akıma karşı direnmeleri gerekir. Buna şiddetle karşıyım. Zaten bu mümkün değil, diğer tarafta toplumsalcılar ayrı kültür şiir edebiyatın peşinde. Bence her şey insana, insanın mutluluğuna, refahına, değerlerine odaklanmalı, ne yapılacaksa bu değerlerden kopmamalı. Emperyalizm bütün insani değerleri yıkmak için yola çıkmış, şairin kalemi aynı zamanda bu tür eğilimlere kılıç da olmalıdır.
Su Gibi_:Şiirin yaşam felsefenize kattığı anlamlar nedir?
Ahmet Tığlı_
Şiirin yaşam felsefesine kattığı anlam elbette yaşama bakış açımla birebir alakalıdır. Maddeye bakarken güzeli nasıl yakalayabiliriz şiir olmasa? Ben size Necati Mert’in Hece dergisinin Ocak 2007 sayısındaki felsefeyle ilgili çok ilginç bulduğum yazısından bir pasajı buraya aktararak felsefenin sanattaki önemini vurgulamak isterim: “Felsefenin dışlandığı bir yerde ne estetikten söz edilebilir ne sanattan.Hatta ne de tutarlı olmaktan,tutarlı düşünmekten. Şiir, avarelerin işi bilinir: tiyatro mukallitlik sanılır. Heykel zaten günah. Mimarlığı geç bir kalem. Resim müzik? Resim denince sinema anlaşılır, hele vurdulu kırdılısı hayli heyecanlı olur. Müzikse kemanın tellerine emin adım dedirtmektir, gayrısı gıy gıy. Bunlar yoksa, felsefe dışlanmış, estetik ve sanat fuzuli bulunmuşsa mühendisin yaptığı cami yıkılır; köprü, yollar, binalar da. Hatırlayın 17 Ağustos’u… Demek istediğim her şeyi anlatır o yıkılış.Sadece T cetveliyle çalışmış mühendisliğin eseridir işte o.” Ne kadar güzel bir açıklama değil mi?
Su Gibi_: Şiirde gerçeklik ve soyutluk hakkında düşünceleriniz nedir?
Ahmet Tığlı_
Şiirin başlangıç noktası maddedir, gerçekliktir. Ancak şiir gerçeğin olduğu gibi yansıtılması demek değildir. Şair bir maddeyi ne kadar soyutlayabiliyorsa şiir o kadar şiirdir. Esasen şiir maddeyi başka görünümler adı altında estetize edebilmektir. Gerçeklilik ve soyutluluk birebir ilişkilidir. Bu da şiirin gerçeğidir.
Su Gibi_: İnternetin şiirsel gelişime etkisi var mıdır?
Ahmet Tığlı_
Bu benim savunduğum bir konudur. Elbette vardır. Bir dergide şiirinizin yayınlanabilmesinin zorlukları bellidir. Bir cemaatçilik anlayışı mevcuttur. Ama internette herkes bildiğiniz gibi şiirlerini sunabiliyor, bir sınır yok. Tabi bir mahzuru var, kalite gözetilmiyor, aranmıyor. Ancak binlerce şiir içinde gerçekten sanat değeri olanlar da çok. Şiir hevesinin gelişmesi, şiir dili konusunda deneyim kazanılması, etkileşim açısından internet gereklidir.
Su Gibi_: Şiirde kelimelerin gücü hakkında düşünceleriniz?
Ahmet Tığlı_
Bence şiir tamamen sözcüklerin kullanış biçimiyle ilgilidir. Sözcük başlı başına bir anlam ifade eder yada tek anlam ifade eder. Ama dizelere yerleşmesiyle birkaç anlam ifade edebilir. Çeşitli sanatlarla sözcüklere anlamlar yüklenebilir. Son şiirimi ele almak istiyorum. “Sen Damarlarımdaki Şehir”. Acaba merak ettim benim burada metafor yaptığımın kaç arkadaş farkına vardı? Ben burada düz olarak “Sen Damarlarımdaki Şehir” diyerek İstanbul’dan bahsediyorum. Aynı şekilde sevgilinin yerine şehri koyarak metafor yapıyorum. Kelimeler aynı kelime ama iki anlam yarattım. İşte güç burada! Mallarmé “Şiir kelimeler dinidir” der. Ben bu söze çok itibar ederim.
Su Gibi_: Şiirde duygu yoğunluğunu bütününe yansıtmayı nasıl başarabiliriz?
Ahmet Tığlı_
Çok önemli bir soru bu. Bir şair şiire ruhunu katabiliyorsa o şiirin ruhu var, o şiir canlı demektir. Ben şiirlerimde ruhumu katmaya çalışıyorum. Biliyor musunuz? Ulusal marş yarışması için 724 adet şiir yazıldığı halde hiçbiri itibar görmedi. Çünkü o günleri yaşatacak şiirde ruh aranıyordu. “Şiirlerin ruhu yok” diyerek hepsi reddedildi. Mehmet Akif Ersoy! a özel sipariş verildi. Bu marş bugün de okunsa o günün heyecanını ve yaşanılanları yansıtabiliyor, ne kadar zaman geçerse geçsin, işte ruh denilen olay budur. Bahsettiğiniz duygu yoğunluğu,ruha dönüşürse anlam kazanır.
Su Gibi_: Şiir kitap satışları neden yazın edebiyatına göre daha düşüktür,sizin yorumunuz nedir?
Ahmet Tığlı_
Edebiyatın anası roman kabul ediliyor. Bazıları da şiiri edebiyatın dışında bir tür kabul ediyor. Haydar Ergülen böyle söylemişti. İki yerde kendisiyle tartıştım. Şiir kesinlikle edebiyatın bir koludur. Neden satılmaz kitaplar? Eskiden satılıyordu, ben buna şahidim. 60 ve 70’li yıllar biz çok şiir kitabı alırdık. 80 sonrasında değişti her şey. Bir kültür erozyonu oldu. Emperyalizmin sömürge kültürü egemen oldu. Her şey maddeye paraya döküldü. Dün espri kabilinden bir arkadaş, dünyada 4 kitaplı din var, buna bir beşincisi eklendi: Hazreti Pangonot. “Herkes şimdi buna tapıyor” dedi. Aslında kitap okunmuyor, şiir kitapları bundan en çok nasibini alanlardan.
Su Gibi_: Şiirlerde tematik çalışmaya önem veriyor musunuz? Yoksa konular kendiliğinden mi oluşuyor ve tematik baktığınızda çalışmalarınıza seçimlerinizdeki yoğunlaşma hangi konulara?
Ahmet Tığlı_
Evet önem veriyorum. Biliyorsunuz ben sevgi ve sevda şiirleri çok yazan bir şairim, çevremde sevgi şairi olarak tanınıyorum. Sevda konuları benim için vazgeçilmez. Bu konuda ilk kez size söylüyorum: Bir projem var. “Sevda 1”, “Sevda 2” olarak yeni şiir kitaplarımın hazırlığını yapıyorum. Tabi bir ismi olacak, o bende kalsın.
Su Gibi_: Zaman içinde değişime uğrayan dil yapımız için ne düşünüyorsunuz?
Ahmet Tığlı_
Çok haklısınız. Bunu burada da görüyoruz bazı arkadaşlar öyle dil kullanıyorlar ki…. Arapça, Farsça sanki bizim ana dilimiz gibi! Anlaşılmaz sözcükler, hala Osmanlı’ya özenti, Divan Şiiri’ne özenti. Tamam bunlar da bizim malımız ama geride kaldı yeni şiir var. Eğer bu arkadaşlar bunu yapacaklarsa mesela gazel, kaside türü bir şey yazacaklarsa, aynısını taklit etmek hiçbir şey ifade etmez. Yeni versiyonuyla yazmaları gerekir. Gelenekten yararlan ama geleneği taklit etme düstur budur. Ben ısrarla “Türkçe yazın” diyorum, buna mümkün olduğu kadar uymaya çalışıyorum. Kullanılan Türkçe’yi kabul ediyorum illa da öztürkçe demiyorum. İlginçlik adına “Kıymayın Türkçe’ye, kıymayın! ” diyorum.
Su Gibi_: Şiirde gelmek istediğiniz yer nedir?
Ahmet Tığlı_
Tabi ünlü olayım tanınayım gibi bir amacım yok. Bu amaç olarak alınamaz. Şiire hizmette kararlıyım. Ben kimseyle yarışmıyorum, kendimle yarışıyorum. Bir sonraki şiirim bir öncekinden kötüsüyle, çıkarttığım bir kitap bir öncekini taklit ediyorsa yada kendi kendimi tekrar ediyorsam ben yerimde sayıyorum demektir.
Su Gibi_: Sevdiğiniz bir şiiri bizimle paylaşır mısınız? .
Ahmet Tığlı_
İnanın çocuklarım arasında bir ayırım yapamıyorum.Kabul ederseniz bu seçimi size bırakıyorum.
Çok teşekkür ediyorum. Tüm grup arkadaşlarıma sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.
Ahmet TIĞLI
Su Gibi Şiir Grubu ŞairleriKayıt Tarihi : 11.12.2007 20:34:00
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.

düşüncel yapısını şiire aktarabilen arkadaşlarımızdan... söyleşimiz vesilesiyle hayatının ve şiirsel kimliğinin duruşunu okumuş/paylaşmış olduk...projemize destek verdiği için teşekkür ederim... selamlar... :)
TÜM YORUMLAR (3)