Bir niyaz ile düştüm bu yola,
adı aşk olan bir imtihana.
Nefs dediler karşıma çıkan gölgeye,
ben onu hakikat sandım evvela.
Bir mürşid gerek idi gönül çölüne,
zira her susuzluk
suya çıkmaz.
Her arayan
bulmaz;
kimi aradığında
kendini yitirir.
Gönlüm bir virane idi,
harabât ehli gülerdi hâlime.
Dediler:
“Bu yıkıntıdan mâbed olmaz.”
Bilmediler ki
tevhid,
en çok yıkılan yerde tecellî eder.
Nice rıyazet geceleri geçirdim,
sabırla örülmüş.
Dil susar,
akıl aciz kalır,
söz biter;
orada başlar
sükûtun irfanı.
Ben “ben” dedikçe
yoldan düştüm.
“Ben” sustukça
yol bana açıldı.
Meğer fenâ,
yok olmak değilmiş;
yanlış olanı
terk etmekmiş.
Aşkı
bir kişide aradım ilkin,
yanıldım.
Zira mecaz,
hakikatin aynasıdır
ama
ayna sanılan şey
perde de olabilir.
Gözümde perdeler vardı,
adına akıl dedim.
Kalbimde zincirler vardı,
adına korku dedim.
Sonra bir nefes değdi içime,
adı himmet idi.
O an
bağlar çözüldü.
Dediler ki:
“Vuslat ister misin?”
Cevap veremedim.
Çünkü vuslat,
isteyene değil,
vazgeçene gelir.
Bir an geldi
zaman durdu.
Ne evvel kaldı,
ne âhir.
Ezel ile ebed
aynı noktada
secde etti.
O vakit anladım:
Aradığım
ne cennet idi
ne keramet.
Benim aradığım
rızâ idi.
Şimdi adım yok bu kapıda,
sıfatım yok,
iddiam yok.
Bir hiçlik kaldı geriye,
ama öyle dolu ki
kâinat susar.
Eğer sorarlarsa:
“Bu yol nereye varır?”
De ki:
Yol varmaz,
varlık biter.
Ve aşk…
Aşk bir ateş değilmiş,
ateşi söndüren
bir nur imiş.
Kayıt Tarihi : 6.1.2026 16:13:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!