Belediye otobüsüne bindiğimde beklemediğim bir şey oldu. “Buyrun yavrum, hoş geldiniz “ dedi, şoför. Gülümsedim sadece. Ne söylemem gerektiğini bilemedim. Ufak tefek görünüp görünmediğimden, ne kadar “yavru” olduğuma kadar uzanan geniş bir yelpazede salınan düşüncelere daldım bile diyebilirim.
Bir sonraki durakta bir bey otobüse bindi ve şöföre bileti ya da akbili olmadığını söyledi. Alışkın olduğumuz öfleyen şoför tavrı yerine bu kez, “ Tamam, sorununu hallederiz” şeklinde bir yanıt geldi. Yolculara soruldu. Ancak hiç kimsede fazla bilet yoktu. Otobüs durağa gelince şoför, “Hadi” dedi.” “Şu markette var. Bi koşu alıp geliver.” Bu tür şeylerin başka otobüslerde yaşandığına tanık olmuşluğumuz yoktu demek diğer şoförlere haksızlık olur aslında ama her gelene “hoş geldin” diyerek gülümseyen bu adam, pek de alışkın olduğumuz tarzda davranmıyordu açıkçası.
Otobüs Erenköy’e yaklaştığında mikrofonik bir anonsa öykünen bir ses duyuldu:
-Sayın yolcularımız; otobüsümüz yoluna devam etmeden önce söylemeliyim ki; Kozyatağı mevkiine gelmiş bulunmaktayız. Taksim, Mecidiyeköy, Şişli istikametine doğru gidecek yolcularımız yoluna başka bir aracımızla devam edeceklerdir.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




sevgiyle işlenen çilek tarlası gibi olmuş otobüs :)
şaka bir yana , his yazıya öyle yansımış ki okuyanda aynı tatlı huzuru yaşıyor , oradaymış gibi
Kaç sürücü var böyle şu ülkede. Olumlu enerji yayan, gülümseten, mutlu eden. Ayrıntıyı düşünen, nezaket sahibi.
Kaç yolcu var şu ülkede, bir güzelliği böyle aniden yakalayan, anlayan, yazan.
Bütün sürücüler böyle olsaydı, bütün yolcular anlasaydı o hallerden, sesli şarkılar mırıldansaydılar.
İnince otobüsten yayılan o enerjiden elindeki su şişesini neşeden havaya fırlatan.
Mutluluk da mutsuzluk da işte böyle bulaşıcıdır diye öyküleştiren.
Ah..
Eskiler hal saridir derlerdi..insanların ruhsal durumları birbirlerini etkiler anlamında. İnsanlar bileşik kaplara benzerler..
Bu çıkarım belki hepimizin bildiği bir şey..Ama bu öykülemede olduğu gibi hayatın içinden çıkıp gelince ,sanatın telkin diliyle daha bir hissettirici oluyor...
Bu şiir ile ilgili 3 tane yorum bulunmakta