Uzaklardan,
Çok uzaklardan gelen,
Bir yabancıydım,
Kısa bir süre önce.
Şimdi hala uzaklardan,
Gelmeye devam ediyorum.
Yapay ışıklar var üzerimde,
Gönlümün izdüşümüne
Etraflıca düşen ve kırılan.
Bu meteliksiz yansımalar,
Varoluşsal yalnızlık sancımı uyandırır birden.
Ne yapar, ne edersin şimdi bensiz.
Bir uçurum kenarından, son serenatım bu sana,
Tutunmaya ihtiyacım yok, sonsuz ölümden başkasına,
Kulağımda bir keman sesi,
Engel olamıyorum ağır ağır çalmasına.
Söyle,
Nasıl yaşanır böyle kırık havalarda?
Bulutlardan sicim gibi hüzün yağarken.
Söyle,
Bu terk-i diyar sonbahar acelesi midir?
Üstüme kalabalık yalnızlıklar gelirken.
Yokluğunun notalarında durdum.
Bekledim, seyrettim sessizce.
Ve seni,
Varlığın ezgilerine yordum.
Özlediğim günlerce.
Aylar, yıllar geçti.
Geçmedi geçmişim.
Beklediğim son trenin,
Üstümden geçişini uzaktan izledim.
Yok gibi hissetmekten ölemem artık.
Bakışlarım sonu ararken,
Öyle bir var ol ki,
Bu hüzün kokan İstanbulda,
En acı hissettiğim anda
Bir kuşluk vakti, yağmur ol,
Yağ usul usul, üşüt beni,
Sen yağmurken,
Huzursuzluğumu yazacağım,
Başımdaki bu titrek ağrıyla,
İnatla bu çirkin günlere güzel bakacağım,
Gelecek güzel günlerin hatrıyla,
Kurşun geçirmez bir cam sanırken bendimi,
Uzaklardan fısıldadı bir yabancı,
Sevmediğim şarkıları,
Kollarına koşamadım.
Uzaklaşamadım korkularımdan bu gece,
O yabancı yankılar yakamdan tuttu.
Sesine sarılıp ağlayamadım.
Geçmiş ve gelecek kaygılarım,
İpliklerin kestiği bileklerim,
Ellerin ellerime değerse,
Şu dağlar baharıdır ömrümüzün.
Ah, senin deli rüzgarlarının azgın nicelikleri,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!