ABIHAYAT'LILAR - 3 -
BAHAR bekar kızımız, duyurulur erkekler
Yüreği umut dolu, hayattan çok şey bekler
Güzellikse güzellik, mutlu olmak dilekler
Abıhayat kız evi, nazlıdır abıhayat
..
Gök kubbe koynunda biriktirdiği ne varsa hınçla yeryüzüne dökerken, martıların gagaladığı kiremitlerden biri tangır tungur yuvarlanıp asfaltta paramparça oldu. Gün biraz sonra külrengi ağaçlara, kulağında zımbalarla dolaşan köpeklere, telaşlı çocuklara, hayata devam etme sıkıntısıyla kıvranan insanlara rağmen başlayacaktı. Hayat tekdüze, basit ve sıradan gibi görünecekti ama aslında öyle olmayacaktı. Tıpkı sakin bir Çehov hikâyesi gibi usul usul soyunacaktı saatler. Denizin üzerindeki morluklar kendiliğinden dağılacaktı. Bunu anlamayan ‘insan’, zamanı hunharca tüketmenin gururuyla koştururken ‘kımıltısız anları’ ıskalayacaktı. Hep böyle telaşlı ve savurgan olmak için yaratılmış olduğunu sanıyordu çünkü. Hâlbuki yürürken başını usulca çevirip baksa, hiçbir neden yokken hayatın geçiciliğini anlamış gibi bir anlığına duran, sonra aheste adımlarla yürüyen kedinin hınzır bakışlarını fark edebilirdi. Ya da ne bileyim, kadife gibi yumuşacık bir rüzgâr yanağını okşarken, çiçekçinin başını önüne eğip kendi kendine mırıldanışını görse, yanında durup onun çakır gözleriyle bakardı buhurumeryemlere. O vakit hayat yeknesak ritmiyle salınmaktan vazgeçer, insan anlatamadığıyla kısa bir hikâye olur, başka bir hikâyeye karışır ve belki o hâliyle kendini daha çok severdi.
Ben böyle sabahlarda, Ruslar gibi yaşamak yerine hatırlamak isterim. Dünya kasvetli dinginliğiyle benim tasavvur ettiğim gibi bir yer olsa diye iç geçiririm. Öyle olmadığını idrak ettiğimde biraz huysuzlaşırım. Çehov benim gibilere biraz kızar ama anlatmaktan hiç vazgeçmez. Çalışkandır. Biz hayaller ırmağında sürüklenirken, o bir cerrah titizliğinde kullandığı ayrıntıların sihriyle hayata neşter atar ve iyileştirir. Gri kederli gözleri, mahcup gülümsemesiyle yüzlerimize bakar; ve işte hikâye orada, tembelliğimizin, umutsuzluğumuzun, ‘küçük insan’ oluşumuzun ortasında duran soyluluktadır. Gorki’nin deyişiyle, hayattaki ‘küçük şeylerin’ acıklılığını hiç kimse onun kadar açık ve ince bir şekilde anlatamaz.
O ânı anlatsın isterdim...
..
KOÇ – KOÇ
Koç burcu güçlü karakterli ve girişimcidir. Aynı şekilde bir o kadar dışa dönük ve hareketlidir. Bu çok ateşli bir birliktelik olabilir. İlişki çok yoğun bir şekilde yaşanacaktır. Tarafların birbirine üstünlüklerini kabul ettirmeye çalışması önemli bir sorun olabilir. Bu durumda ilişki çok da fazla sürmeyecektir. Eğer her iki taraf da anlayışlı olursa bu ilişki biraz daha uzun sürebilir. Seksüel anlamda uyumludurlar. Beklentileri hemen hem aynıdır. Başlangıçta çok ateşli olabilirler, fakat daha sonraları aşırı kıskanç davranışlarla birbirlerini kısıtlamak isteyebilirler. Bu da çiftlerin birbirlerinden uzaklaşmalarına neden olabilir.
KOÇ – BOĞA veya BOĞA –KOÇ
..
Mevsimlerin mucizevî değişimi, hiçbir şeyin aynı kalmadığını kâinatın kudretli melodisiyle kulağıma fısıldarken hep aynı soruyu soruyorum kendime. Bu geçip gidişler, zaman tünelinin görünmeyen ucuna doğru kayıp yok olmalar, ölüm bilincine rağmen varlığın kendini her koşulda taze tutabilmesi, tabiatın soyunması sonra tekrar usulca giyinmesi...; Bu ebedi senfoninin mutlaka efsunlu bir sırrı olmalı. Hayatın acılaşmasını unutturan ahengin kalplerimizde derin bir karşılığı var herhalde. Yoksa nasıl dayanırdık insanı olgunlaştırmasına rağmen parçalayan onca acıya, yoksulluğa, sevgisizliğe, savaşa, haksızlığa...
Kuruyan nehir yatağında her seferinde başka türlü kabaran hayatın genişliğinde kaybolmamak, zamanın dip akıntısında sürüklenmemek için sağlam köklere ihtiyacımız var. Ancak öyle güçlü bir umutla kaybolmuş hatıralarımızı, hayallerimizi diriltebiliyoruz. Oyalanmak için geleceğimize ipotek koyup, amaçlar uyduruyoruz bazen. Okul bitecek, çocuk büyüyecek, ev alınacak, kitap yazılacak, daha çok para kazanıp seyahat edilecek... Yorgun ruhumuzu böyle avutarak hayatımızın akışını kontrol edebileceğimizi sanıyoruz. Hâlbuki o karmaşık görüntüsünün ardında nasıl da basit ve sade bir döngüsü var yaşamın. Doğuyoruz, yaşıyoruz ve ‘sonlu’ bir varlık olmanın bilgisiyle, kısa bir süre misafirlik ettiğimiz bu diyarlardan başka âlemlere kanatlanıyoruz.
Böyledir güz günleri...
..
yeni yıl geliyor
hediyeliklerle dolu reklamlar
kim nerede program yapacak
nerelere seyahat edilebilir
yanıp sönmeye erkenden başlamış vitrinlerde ışıklar
evlerin cam önlerinde göz kırpıyor
..
ABIHAYAT’LILAR – 6 -
METİN_35 (Metin İzmir) olmalı, güvenli ve neşeli,
Tam karizma bir resim, gözlüğü var köşeli
İzmir de alem yapsak, kadehli ve şişeli
Kordonda bir muhabbet, konumuz Abıhayat
..
Yaşam
Sonsuzluğun yanında
Kısacık bir an
Telafisi olmayan
Geri dönüşsüz tek yol
Tek başına çıkılan seyahat
Yaşama doğarken ruhumuza üflenen
..
Sene 1983.
O’nu tanıdığımda İstanbul Deri Organize Sanayi Bölgesi’nin henüz 2 aylık Genel Sekreteri idim.
Çerkezköy OSB.nin ve Profilo Grubunun koordinatörü tavsiye etmiş rahmetli Cezmi Öztemir’ e, Cezmi bey TDSD Başkanı ve OSB nin de Başkanı.
Beraberliğimizin daha ilk adımında ne para ne pul konuşulmuş, ama anlaşma hemen sağlanmıştı. Sadece Kazlıçeşme’ den Tuzla’daki İstanbul Deri OSB’ye taşınacak deri ünitelerinin, hırpalanmadan kendilerine zarar gelmeden nasıl nakledileceği hususu konuşmanın tamamını almıştı.
Ertesi sabah Emin hoca erkenden Kazlıçeşme’ deki dernek binasındaydı. Elindeki çantanın içerisinde bir takım kağıtlar,cetvel defter vs. gibi malzemeleri ile.
..
Hüzün rüzgarı estiğinde,
Kendime huzurlu şehir arıyorum.
Mutluluk nefesini solabileyim,
Hüzünlerimi damla damla kanayım,
İşte o an kucağını anıyorum.
Ve sana sarılmak için,
Sana geliyorum.
..
BEN BİLİRİM SEN’İ! ...
Zamanın önüne geçmek ne kadar da zor,
İnsanların kalbi, zihni ne kadar da yorgun,
Güzellikleri görebilmek istemekle olur!
Durdurulamayan ânı gözetmeksizin gezebilmek…
Buram buram tarih kokan İstanbul’da…
..
kurşun gibi ağır,
tüy kadar hafifti hani...
hani düş kadar güzel,
hayat kadar tatlı
ve ölüm kadar hakikatti...
değilmiş...
anladım ki sen gideli
..
Başlamadan yazmaya seyahat defterime,
Selam ederim geride bıraktığım herkese.
Bir tren yolculuğuyla başladı seyahatım.
Manzara güzel koltuklar geniş, yani yerimde rahatım.
Camdan dışarı manzarayı seyret,
Yanında demli çayla iyi bi muhabbet.
Kimbilir nereye götürür anılarda?
..
Bazen olur daralır ruhum
Tek rahatlatacak sensin dünyada
Ve her nerede görsem seni bitecek herşey
Ama hiçbirşey getirmez seni
Yıkılmış umutlarım yokluğunun burcunda
Bazen olur üzülürüm öyle
..
Kâinat dediğimiz âlem, uçsuz bucaksız
Döner durur her dem, bir çocuk misali…şartsız!
Anlamaya, bilmeye çalışmış, nice âkil
Tâ yolun başında şaşmış, bîçare ve zelil
Bilinmez bir hiç idik, Ruhlara üfürüldü
Başlangıç bu olsa gerek, asıl yola girildi
..
İnsanlık var olduğundan beri; sayısız, başarılı komutan, mucit, sanatçı, mimar, filozof ve daha birçok meslek dalından kimseler yetiştirmiştir.
Tarihe geçmiş büyük komutanların yaptıkları büyük ve kanlı savaşlar aslında bir arayışın sonucudur, belki de bilmeyerek aslında bir şeyler aramışlardır, milyonlarca insanın gerçekleştirdiği tarihin akışını değiştiren büyük kavimler göçü, büyük mucitlerin kusursuz icatları, tarihe misafirlik etmiş her bir sanatçının bıraktığı ölümsüz eserler, yaptıkları yüzyılları aşan mimari yapılarla dönemin mimarları ya da insanlığın gelişmesinde gözden kaçamayacak ölçüde öneme sahip diyalektik üstadı filozoflar, hepsi bir arayışın sonucu varmıştır tarihin onları topladığı mahalleye…
Her gelen nesil bir önceki neslin bıraktığı ayak izini takip ederken
Kimi zaman da kendine anlamsız gelen bazı ayrıntıları atlamış
Ve bunun sonucunda yanlış taraflara yönlenmiştir,
Kaderini ararken, insani hatalar yapmış
..
Ve İstanbul'dayım
Alışamadım
İETT otobüslerinde
seyahat yapmanın yorgunluğundayım
Bir çay içmek istemiştim,
Türk çayını verdiler.
Kaçak çayı aradım
..
Alâyiş yürüyüşünde titrek benlik
Sahibini arayan kimlik kepenk kapatmış
Bir muamma asansörü ki
Vaveylâsı dikişli dairelerde saklı
Bir mendil avuçlaması üstünü örten
Kıpırtısız vazoda yalancı çiçekler
Güzelliğin yalanını söylemede
..
Semaya takıldı gözlerim umudu tez canla
Eminim özledin dervişim semaya bakmanla
Nice aşıkları koşturdu sultanım solmayan
O olmasaydı alemi yaratmazdı Allahım
Lütuflar coştu semadan nur Abdullah soyuna
Maneviyat aşklandı Abdulmuttalip gül dua
..
Iğranırdı seheryeli kör kandili bakışlarda;
yalazı bölüşürdük, hüznü akarsûlarda,
el sürerdi kalbime eczâsı kalbinin tenhâda,
eflâtun rüyâlarımın maddî varlığında.
..
NEYİ,KİMİ,NEDEN,NİÇİN?
Karanlık Gecelerde Düşleriz
Hep Aydınlığı
Gözleri kamaştırdığını bile bile
Mutsuz zamanlarda ararız
Mutluluğu
Mutluluğumuzda fark etmeyiz hiç
..



