SEYAHAT ŞİİRLERİ

SEYAHAT ŞİİRLERİ

Hüseyin Bölük

Orta Asya’dan başlar bizim yol hikâyemiz,
Atlarıyla üç kıtayı arşınlayan tek milletiz.
Kâinat Efendisi’nin övgüsüne mazhar olan,
Lazıyla, çerkeziyle, kürdüyle işte o millet biziz.

Daha Selçukluyken dayandık Anadolu kapısına,
Alparslan önderliğinde vardık zaferin paha biçilmez tadına.
..

Devamını Oku
Dengi Naz

Gitmek istiyorum artık buradan,
Seyahat ki,
Vasıta farketmeyerek.
Yeter ki,dayansın kafam bir cama,
Titretip,döksün fikrimi
Eleyerek...

..

Devamını Oku
Mehmet Çoban

Nedense bu yıl Eskişehir beni bu kez çok yormuştu. Her zaman severek gezdiğim sokakları, hamam yolu caddesi bütün güzelliğine rağmen sıkıntılarımı gidermemişti. Sinemaları eskisi kadar ilgimi çekmiyordu. Eskişehir adına, tatar börekçisinin dışında hiçbir şeyi aramıyordum. Sınıfları çift dikiş geçtiğim okulun son sınıfı bunaltmıştı. Köprübaşından porsuk çayının kenarında ilerleyen piknik alanları pislik içindeydi. Dolaşırken insanın içini karartıyordu. Eskişehir Ticari İlimler Akademisi, Akademiler içinde ünlü bir yere sahipti. Hemen herkes Eskişehir’de okuyanların hemen iş bulabileceklerini söylüyorlardı. Hâlbuki bana pek öyle gelmemişti. Heyecanla başladığım okul artık bıktırmıştı. Bu yıl, okumaktan nefret ediyordum. Sınavlar, Eskişehir’e gelip gitmeler bıktırmıştı. Bir an önce bitirip bir daha Eskişehir’e gelmeyi düşünmüyordum. Aslında 1975 yılı benim için hiç iyi gitmiyordu. Eskişehir’e gelmeden de birçok aksilik yaşamıştım. Belki de, 1975 yılı hayatımın karabasan yılı olacaktı. Hiçbir şey istediğim gibi gitmiyordu. Kişisel problemlerin gün geçtikçe artıyor. Aile içindeki problemler beni geriyordu. İşyerindeki sorunlar olaylara tuz biber oluyordu. Her zaman birlikte dolaştığım yakın arkadaşımın İstanbul’a gidişiyle tamamen yalnız kalmıştım. İçimi yakan, beni sımsıkı yakalayan sorunlarımı içtenlikle paylaşacak kimsem yoktu. Sokaklarda yalnız yürümeyi hiç sevmezdim. Arkadaşım gidince sokaklarda yalnızdım. Yalnızlığımla sorumlarım iyice büyüyordu. Ruhum yapım bozulmuş. Düşüncelerim dağılmış. Gelecek endişesi yaşıyordum. Eski benden hiçbir eser kalmamıştı. Dengeli, tutarlı, ne dediğini bilen, kararlı halim gitmiş, panik içinde, ne yapacağını bilmeyen biri olmuştum.

Gelgitlerimden, mantıksız, akılsızca işlerden yorulmuştum. Delikanlılık çağımın en deli günleriyle baş etmeye çalışıyordum. Aileden aldığım terbiye, okuduğum kitaplardan edindiğim etik değerler nedeniyle, yanlışlarda işim olmazdı. Sigara dışında kötü alışkanlıklarım yoktu. Küçüklüğümde içki içen babamın bıraktığı kötü izler içkiye düşmanlığımı artırmıştı. İçenleri sevmez, asla ağzıma koymazdım. Geleneklerimizdeki kadın erkek arasındaki ayrılıkçı düşüncelere karşı tepkim büyüktü. Özellikle değişik kültürlerden okuduğum, hikâye, roman, bilimsel, fikri kitaplardan elde ettiğim insanlıkla, toplumun bana kazandırmak istediği insanlık arasında büyük farklar vardı.

Erkek arkadaşların her türlü cinsel arayış içine girip, tatminlere ulaştıktan sonra, evlenecekleri kızların bakire olmalarını şart koşmaları beni şaşırtıyordu. Etrafımda yüksek okul okuyan erkek arkadaşlarımın hemen her biri mutlaka karşı cinsten biriyle gayri meşru ilişki kurmuştu. Kimi evli kadınlarla, kimi kızlarla, kimi de genelevine giderek, cinsel ihtiyaçlarını gideriyorlardı. Kaç kez, arkadaşlarla akşam gezisine çıktığımızda, bana fark ettirmeden genelevinin kapısında olurduk. Onlara kızar, bağırır, çağırır, onları orada bırakır geri dönerdim. Bazen de normal karşılar, onların işini bitirmelerini dışarıda beklerdim. Bütün bunlar inançlarıma, düşüncelerime yanlış geliyordu. Daha on dört yaşlarındayken, etrafımda konuşan ağabeylerimin konuşmalarından tiksinmiş, kendi kendime söz vermiştim. “Ben evleneceğim kızın bakire olmasını istiyorsam, kendim de ona bakir varmalıydım” Bu benim etik değerlerimin temeliydi. Kadın erkek arasındaki eşitlik konusunun can damarıydı. Kadın erkek eşitliğini savunan etrafımdaki insanların, gezmeye, tozmaya, cinsel ihtiyaçlarını tatmine gelince kendileri adına istedikleri kadar geniş olan, ama evlenmeye gelince temiz, bozulmamış, hiçbir erkekle yatmamış, gezmemiş, elini erkek eline dokundurmamış aile kızları istemelerine şaşırıyordum. Onlara bazen, “kardeşim, sizler ihtiyaçlarınızı giderecek kızları bulup işinizi görüyorsunuz. Aynı şekilde kız kardeşlerinizde başkalarıyla gezse, tozsa, yatıp kalksa ne yaparsınız? ” dediğimde “onları öldürürüz” diyorlardı. Ama kendileri başkalarının kız kardeşleriyle her türlü haltı yiyorlardı. Yüzlerine bu çelişkilerini vurduğum zaman beni sevmiyorlardı. Hatta beni çağ dışı ilan edip, “yahu kardeşim sen ormanda mı yaşıyorsun? Sen hangi devirde yaşadığını biliyor musun? ” diyorlardı. Cumhuriyet devrinde kadınlara büyük haklar verildiği söylenmesine rağmen, erkeklerin tatmini için genelevleri yasayla açılmıştı. Erkek yöneticiler bir taraftan kadın haklarından söz ederken, diğer taraftan, parasını vererek erkeklerin ihtiyaçlarını giderecek yasal mekânlar (genelevleri) açmışlardı. Erkeklerin ihtiyaçları, yasaların izniyle, polislerin kontrolü altında giderilecekti. Genelevlerine düşürülen kadınların, kızların haklarını arayan hiç kimse yoktu. Toplumumuzda hiçbir kadın, kız, kendi isteğiyle, arzusuyla genelevinde çalışmak istemezdi. Mutlaka birilerinin oyununa, tuzağına düşürülmüş, hakları gasp edilmiş, zorlanmış kadınlar çalıştırılırdı. Yasalar onları yakalayınca haklarını aramaz, ellerine vesika vererek, “gayri meşru değil, yasal çalışın” derlerdi. Böyle bir mantıkla kadın erkek eşitliği nasıl olurdu? Erkekler kısaca diyorlardı ki, “erkeklerin ihtiyacı var, onlara cinsel ihtiyaçlarını tatmin edeceği yasal mekânlar hazırlayalım”. Peki, kadınlar aynı şeyi isteyip, “bizde erkeklerin çalıştırıldığı genel evleri istiyoruz, canımız istediğinde gidip paramızı bastırarak ihtiyaçlarımızı gidereceğiz” deselerdi ne olurdu? Kim onlara haklısınız, bu sizin kadın erkek eşitliği doğrultusunda en tabii hakkınız derdi. Genelevleri yasasını çıkaranlar mı? Kadın erkek eşitliğini savunan kadınlar, erkekler mi? Toplum mu?

Toplumun dindar kesimleri, devletin yetkili organı Diyanet teşkilatı bile bu yönde itirazlarını koymazlar. Sanki genelevlerinin kurulmasını doğal sayarlardı. Hâlbuki dinin en şiddetli cezalarından birisi zina cezasıydı. Evlilik dışındaki bütün kadın erkek ilişkilerini din zina sayıyordu. Elbette laik devlet yasalarını dine göre yapmayacaktı. Ama laik devlette bile yaşasa, inananlar olaylara dinine göre bakmalı değil miydi? Kadınların zorlanması, ele geçirilmesi, paralı veya parasız üzerlerinden cinsel ihtiyaçlarının karşılanması, kadın haklarına aykırıydı. Kadın erkek eşitliğine aykırıydı. Ama kimse bunun üzerinde durmazdı. Kimse bunun üzerinde durmadığı gibi, genelevlerine karşı düşünceler oluşturulduğunda, ülkenin siyasetçileri, aydınları, medyası ateş püskürürdü. Oradaki kadınların haklarını savunup, onları özgürlüklerine ulaştıracaklarına, kalan hayatlarına teminat olacaklarına, onların özgürlüğünü savunan, genel evlerinin kapatılmasını savunanlara karşıydılar. Bütün bunları anlamak mümkün değildi.
..

Devamını Oku
Tuncay Emrem

Bir gün yine ufuktan,
Beyaz bacalı gemiler geçecek
Ve manolya ağaçlarından
Bahar gülecek...

Ve sen,
Sessizce gideceksin.
..

Devamını Oku
Abdulkadir Mıdıkoğlu

Evimdi sırçadan saray yerine
Sancağı burçlara sargın fütûhât
Erkenden seherde pazar yerine
Koyuldum yoluna, bitmez seyâhat
.
Felâha meyletmez derin çıkmazım
Çürüyüp te düştüm artık olmazım
..

Devamını Oku
İsmail Eser

Sana bir aşkın azabından sesleniyorum,
geçmişte yitik cümlelerimle
yakama yapışmasını
istediğin neler varsa yapıştı;
sensizlik,
sessizlik,
terbiyesizlik,
..

Devamını Oku
Metehan Sarıyakutoğlu

Bir ağıdım olsun dilimde,
Yanık türkülerimin sadeliğinde,
Göz yaşlarım için bir sebep;
Yüreğime seğirten sevgin bir de….

Bir kapı aralansın umut deryalarında,
Süzülsün arzularım yelken hafifliğinde,
..

Devamını Oku
İbrahim Ozan Vural

Hepsi senin içindi.
Başka kim bu kadar içindeyken dışında durabilirdi ki zaten.
Bende kendi kendime hayaller kuruyorum işte.
Sen yıktıkça ben yeniden yapıyorum.
Zaten ustayım ya hani...zor olmuyor.
Alıştım artık...
Gerçekten alıştım.
..

Devamını Oku
Ali Rıza Atasoy

Su Gibi_Sizi tanıyoruz ama yinede bizlere kısaca yaşam hikayenizi anlatır mısınız?

Ali Rıza Atasoy_ Tabi memnuniyetle; 1958 yılında Ankara'nın Çamlıdere İlçesinde doğdum. İlkokulu Çamlıdere'de, ortaokul ve lise öğrenimimi Ankara'da tamamladıktan sonra, 1985 yılında Erzurum Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünden mezun oldum. Üniversite öğrenimimden sonra Milli Eğitim Bakanlığı merkez teşkilatında çeşitli idari görevlerde çalıştım. Ankara'nın Mamak ve Altındağ İlçelerinde öğretmenlik yaptım ve okul yöneticiliği görevlerinde bulundum. Van'ın Muradiye İlçesinde ve Konya'nın Kulu İlçesinde İlçe Milli Eğitim Şube Müdürü olarak görev yaptım. 21 Temmuz 2004 tarihinde Taşova İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne atandım ve halen bu görevimi sürdürmekteyim.

Su Gibi_Şiir yolculuğunuz nasıl başladı?

Ali Rıza Atasoy_ İlkokul öğrenciliğimden bu yana sürekli kitap okuma alışkanlığı olan birisiyim.Bilhassa şiire karşı ilgim ortaokul öğrenciliği yıllarımda başladı ve lise öğrenciliğim yıllarında da tabi öncelikle bir okuyucu olarak şiirle yakından ilgilendim. 1980-1984 yıllarında üniversite öğrencisi olarak bulunduğum Erzurum’da ilk kez şiir yazmaya başladım. O yıllarda yazdığım bazı şiirlerim, Ahmet Kabaklı hocanın yönettiği Türk Edebiyatı Dergisi başta olmak üzere bazı ulusal ve yerel yayın organlarında yayımlandı.Üniversiteyi bitirdikten sonraki yıllarda yaklaşık yirmi yıl süreyle yine iyi bir şiir okuyucusu olma özelliğimi devam ettirmekle birlikte, bu gecen yirmi yıllık süre içinde yazdığım şiirlerin sayısı bir elin parmakları sayısını geçmez, ta ki Amasya’nın Taşova İlçesine kamu görevlisi olarak atanıp göreve başlayıncaya kadar. Başka bir ifadeyle Taşova’da göreve başladıktan bir müddet sonra uzun yılların ardından ilk kez Yeşilırmak Türküsü ve arkasından da Boraboy Şiiri, Yalıboyu Evleri, Solingen Şehitleri, Şahin Yaylası gibi bu yöreyle ilgili şiirlerim başta olmak üzere birçok şiir yazdım. Son yıllarda yazdığım bu şiirleri, üniversite öğrenciliği dönemimde yazdığım şiirlerimle birlikte antoloji.com adlı sanat sitesinde yayımladım. Hatta bu sanat portalı bünyesinde Yeşilırmak Şiir Vadisi Grubu adında bir grup kurdum.Yani yaklaşık çeyrek asrı aşkın bir süredir şiirle yakından ilgilendiğimi söyleyebilirim. İşte edebiyatla ve şiirle ilgili maceramız yukarıda kısaca sözünü ettiğim şekilde başlamış oldu ve halen bu şekilde devam etmektedir
..

Devamını Oku
Ali Rıza Atasoy

Şair Orhan Veli gibiyim,
'Malda mülkte yoktur gözüm,
Vallahi yoktur'
Allah'a şükür,
Eşim dostum arayıp soranım çoktur.
Cebeci'de Çamlık'ta mangal yakarız ara sıra,
Kurufasülyeyi ve İncikefali'ni çok severim,
..

Devamını Oku
Mehmet Ali Var

-Evliyâ Çelebi’nin doğumunun 400. yılı hâtırasına, yetmiş yıllık ömre yetmiş mısra-

Bin altı yüz on birde gelip fânî dünyaya,
Yetmiş yıl yaşayarak vâsıl oldu Mevlâ’ya.
Hoca Ahmet Yesevî, soyundan kutlu soyu,
Baba Mehmet Zıllî’den verâset nice huyu.
Kütahya’dan hicretle, yerleşmiş dedeleri,
..

Devamını Oku
Bedri Tahir Adaklı

Sohbeti kurarız dostlar arası,
Bir de sen olaydın dostum Korhâni,
Şöyleşir dururuz aşkın yarası,
Hayâlen görüşmek yetmez Korhâni.

Şeyrâni birlikte senden bahisle,
Sohbete başlarız temiz bir hisle,
..

Devamını Oku
Mikdat Bal

Geçinup gideyurum ne varluk ne dardayum!
Yaşla geçen günleri, yaşuma ekleyurum
Aynı gelduğum gibi, ne zerar ne kârdayum
Hala bu memlekette boşina beklieyurum

Bırakup döneceğum kimse gelmez peşume
Memleketi özlerum, her an girer düşume
..

Devamını Oku
Aydın Suyak

Hayatı:

Mahtumkulu Firâkî, Türkmen klâsik edebiyatının yapılanmasına önderlik eden, doğu edebiyatının yayılıp gelişmesine katkısı olan, yeri zor doldurulacak bir sanatçıdır. Mahtumkulu, 18. yüzyılda yaşamış, Türkmen yazı dilinin temelini atmıştır. O, halkının özgürlüğünü, bağımsızlığını arzu etmiş, halkın sevgisini kazanmış bir şairdir. Mahtumkulu şiirlerinde “Firâkî”, mahlasını kullanmıştır.
Mahtumkulu, 1733 yılında Etrek nehrinin boyunda yerleşen “Hacıgovşan” denilen köyde doğmuş, hayatının çoğunu Etrek, Gürgen civarlarında geçirmiştir. Türkmenlerin “Göklen” boyunun “Gerkez” aşiretindendir.
Mahtumkulu’nun yetişmesinde babası Devlet Memmet Azadî’nin büyük emeği vardır. Devlet Memmet Azadî (1700-1760) de döneminin ünlü, dünyevî ve dinî bilgilerini, Arapça, Farsça, Çağatayca ve Türk dillerini çok iyi bilen mutasavvıf, âlim ve şairdir. Mahtumkulu ilk derslerini babasından almıştır. Babasından ve köy okulunda Niyaz Salih adlı molladan ilk dersleri aldıktan sonra, Halaç’taki İdris Baba Medresesinde öğrenim görmüştür. Öğrenimine Buhara’daki Kökeldaş Medresesinde devam etmiştir. Daha sonra Hive’deki Şirgazi Han Medresesinde üç yıl öğrenim görerek temel eğitimini almıştır.
Mahtumkulu, Türkmenistan’ın doğusundan batısına, sonra Afganistan’a seyahat etmiş, oradan Hindistan’a geçmiş ve orada altı ay kaldıktan sonra Kâbil üzerinden Özbekistan’a
Margelan, Semerkent şehirlerine seyahat etmiş, Türkistan şehrinde bulunup Hoca Ahmet Yesevî’nin müderrisleriyle görüşmüş, Buhara’ya gelmiş, sonra Hive şehrine gitmiştir. Nizamî, Nesimî, Fuzulî ve Nevaî gibi üstadları okuyarak bilgisini arttırmıştır. Geçimini gümüş ustalığı ile sağlamış ustalığıyla ünlenmiştir.
..

Devamını Oku
Mehmet Salih Aparı

Yolcuyuz uzun yollara demirli
Tıngır, mıngır kara trenin sesi
Neni, neni der gibi
Derinlere götürür beni
Demirli yolların sesi
Dağları deler geçer tren sesi
Tünelden geçerken hapseder bizi
..

Devamını Oku
İsa Yazıcı

Sarılınılınca depoları açınılıp
Bugday satılınmaya başlanılandı;
Çünkü kıtlık
Boydan boya kavurunuluyordu.
Bütün ülkelerden insanlar da
Buğday satılın
Almak içilin geliniliyordu;
..

Devamını Oku
İsa Yazıcı

Onu size
Geri getirilindik.
Ayrıca yeniden
Yiyecek almak içilin
Yanılımıza başka
Para da alınılındık.
Paraları torbalarımıza
..

Devamını Oku
İsa Yazıcı

Onları şaşılınkına çevirinilecek.
Krallarını elinize
Teslim edinilecek;
Adlarını göğün
Alınılıntından silinileceksiniz.
Onları yok
Edinilene dek
..

Devamını Oku
İsa Yazıcı

Orada bizimle birlikte
Muhafız birliği
Komutanının kölesi
Bir genç varılındı.
Görülünülündüğümüz düşülünleri
Ona anlatılınıldık
Bize bir
..

Devamını Oku
Muhittin Alaca

Takılıp kalmıştı; iş, aş, eşe,
Donuk hayatında, yoktu neşe.
Tünek evlerde ziyaya hasret,
Hezeyanlı ruhuna çökmüştü kasvet.
Bir gece maveradan geldi ses,
Çözüldü kelepçeler, açıldı kafes.

..

Devamını Oku