Güzel kokulu bir gülü koklamak. Hanımeli sofrasında kendinden geçmek. Masum bir bebeği almak kollarına. Sevmek güneşi. Ufka dalmak, en güzel ışıklarıyla güne sırtını dönerken o. Denizi seyretmek, doyasıya usul usul kıpırdarken nahif yatağında. Ya renklerin harmonisinde sarhoş olmak. Sevdiğini sarmak sana gülümserken. Okşayan elini öpmek. Seni kucaklayan şefkate kabarması yüreğinin.
Sevmek, bu mu gerçekten? Yoksa bu, kolay olan mı?
O denizi, hiddetini sana köpürtürken sevmek peki nasıl olurdu? Boğulurken dalgalarında, açmak bağrını. Bereketiyle taçlandırırken değil ovalarını, başaklarıyla sarmalarken değil öğünlerini, çiçeklerini fışkırtırken değil otağına, öfkesine maruzken sevmek toprağı…Çatlakken okşamak yarıklarını. Kokmazken, yağmura hasret kavururken o, çıplak tenini.
Dikeni batarken göğsüne, koklamak gülü. Hanımelleri sıkarken boğazını. Bebek uyutmazken geceleri en tatlı rüyanda. Güneş, yara ederken göz bebeğini. Renklerden payına düşen karaları bağlamışken tam, dört bir yanına. Sevdiğin, bıçakla üstüne yürürken peki; deşecek olan bağrını.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Kültür, kendisini yaşayarak üreten toplumun önceliklerine göre şekillenir..derler
aşk ve kültür...
modern kültür ve aşk..
Acaba ölümü umursamayanlar ,hayatı umursarlar mı..?
Aşkı uğruna ....
Yeşilçamda bir film ismine benziyor...
Acaba hayatı hiçe sayanlardan mı çıkar daha iyi aşıklar..
Soruları bir sondaj gibi atmış yüreklere sevgili Özbek..
Yanıtı bilinen ama hissedilmesi uçurum hissi veren zor sorular bunlar...
telaşlı bir güne uyandı martı,kazanması gereken bir güne...
kapitalist biraz daha zengin olmaya ovdu ellerini,işçi akşam evine gitmeye,kadın kızına sım sıkı sarılmaya,çocuk ayakkabı bağcıklarını bir birine bağlamaya...
telaşlı bir akşama saklandı martı...
biliyordu yalnızca ertesi güne bir umut vardı hep,şafak kadar parlak...
güzel bir dilekti her uyku,yalınca...
Su gibidir aşk… İzin almaz kimseden, bütün boşluklara sızıverir…
Aşkta herkes fludur, bir tek sevdiğin berrak…
Seversin, dikeninden ellerin kan ter içinde kalsa da gülü… Ellerindeki kana bulaşmıştır kokusu, damarlarında dolaşıyor sanırsın… Söküp atamazsın gülü damarlarından…
Bir akşamüstü, güneşin batışının güzelliğini görürsün denizde… Hırçınlığına aldırmadan seversin denizi… Umarsın, dinginleşir de bir gün, sıyrılır hırçın dalgalarından, sana huzur verir, ay ışığı ve yakamozundan…
Sadece güzellikleri kalıcıdır sevdiğinin, diğerleri geçicidir diye beklersin…
Yani aşkın kendisi normal değildir ki, aşıkların niteliklerinin önemi olsun…
Aşkta, kişinin tanımı yapılamaz… O, sadece vardır… Varlığı da yeterlidir aşk için…
O yüzden, ben şu özellikleri olan birini seveceğim, ya da sevmeyeceğim gibi önkoşullar geçerli değildir aşkta… Eğer aşıksan sadece seversin ve şiddetle sevilmek istersin…
' Sana gül bahçesi vadetmedim' (Joanne Greenberg)
Bir zamanların çok satmış kitabı. İçeriği ile belki kısmen, fakat adı tümüyle konumuzla bağdaşık.
Sevgi bize gül bahçesi vadeder mi, dikensiz gül bahçesi?
Ya da biz, bu vaat var, kabul ederek mi yola çıkarız?
Bırakınız gül bahçesini, hırçın bir denizse karşılaştığımız... öfkeli, yakıcı bir toprak?
Gönlümüz huzurlu, sakin manzaralardan yanadır.
Öte yandan güç etkiler.
Bir orman yangını karşısında kimse sarsılmamazlık edemez... ve kesinlikle ağaçların tarafını tutarız.
İçimizde ilkel bir yan, yangından gözlerini ayıramadığını fark eder. Koca bir ormanı çatırtılarla yok eden sarı, parlak, çatal diller. Etik değil ama büyüleyici.
Sevginin yatışkın hali, gerçekte büyük kapasitesini seçmemizi engeller. Dinginlik bir süre sonra sıkıcı bile gelebilir.
Biz, bizi sarsan güce vuruluruz. Tutkun oluruz. Yerimizden sıçratıyor ve bu yolla yaşadığımızı duyuruyor gibidir.
Boşuna değildir, yaşamın bir rüyaya benzetilmesi. Sevgi var; tatlı fısıltılarını sürdürür, sizin de sakin tatlı bir yarı-uykuyu sürdürmeniz için.
Sevgi var; çoğunlukla farklı adlar buluruz biz onun bu uyarıcı haline, işi gücü irkiltmektir.
Kimi onu seçeriz kimi bunu.
Biri yordukça öteki özlenir.
Aslında ağaçlardan yana yaparız tercihimizi,
yangından etkileniriz.
Bu tür bir sevmenin hastalıklı bir ruh halini yansıttığı kesin olmasına kesin de bunun adına ihtiras da denebilir.
Öyleyse aşk acı çekmeye ve çektirmeye peşinenen gönüllü olmaktır.Ötesi derin tahliller gerektirir tabi.
Güzel bir yazıydı zıtlıklarla pekiştirilmiş, dikkat çeken...Kutlarım sevgiyle...Nurdan Ünsal
hazan çıkarması bu ....
içerde bir yerde çiçekler solacak diyor sanki bir ses , oysa düşünmemiştik bu kaybedişi
......doğanın doğallığından belli ki !
e fırtınalarda yakınlaştı hani , hatta tipi
Yine de sevebilir misin?
Gel, diyerek kucak açabilir misin fırtınalara?
Böylesi sevebilir misin sevince?
mutlaka......
harika bir çalışma......
yüreğine sağlıkkkkkkkkkkk
selam ve saygılar
Bu şiir ile ilgili 7 tane yorum bulunmakta