……… Sesinin geldiği sokaklar arıyorum, uçurum başındaki yabanıl fidanlığımdan vazgeçerek ve köklerimi bir dağ başı esintisinde parçalayarak, vadilerden aşağılara savuruyorum ve hiçbir toprağa kök olmasın, fidan olup acıtmasın diye sevdaya susamış yüreğimizi yeniden…
……… Enfiye çekiyorum ürperten yokluklarında, doyamadığım seni sevmelerimin kokusu yayılıyor içimdeki kentime giriyorum bin bir umutla, oradasın sen biliyorum, gitmedin oradasın, anılarımızın çıkmaz sokağındasın… Sesin gelmeyince köşe başında, duymayınca sesini ışıksız kalıyor içimin cadde ve sokakları, öyle ışıksız, öyle insansız ve öyle insafsız ki her şey çıkmak istesemde çıkamıyorum sen kokulu içlerimden…
……… Ve çıkmaz bir sokakta ikimize tek solukluk sigara yakıyorum, cebimdeki şaraba eşlik etsin diye ve şimdi ben sigara, sen cebimdeki şarap, yani birbirimize katık ekmek olsun diye… Tövbesi yokmuş şarabın ne gam, sigara öldürürmüş siktirin ulan, niye üretirsiniz? ... Hep küçük tuttum içimin yoksul kentini ama sokaklarına yaban güllerini ektim hep, aykırılığımıza uysun, hoşgörü göstermedikleri sevdamızın aşısız dikenleri batsın, kanatsın diye eli olmayan yüreklerini…
……… Tufanlar yağdırsın istiyorum inançsızlığımı inandığın tanrının üstüne yüklüyerek ve susuz ve aç kalmasın diye yaban güllerimiz haykırmak isterken dilsiz bir tanrıya dönüşüyorum, kayboluyorum sessiz, kayboluyor akıyorum deli bir ırmağın önüne gelen her engeli sürüklediği, kirli, çamurlu akıntı sürüklüyor bilmediğim kıraç topraklara… Kendi içimde kayboluyorum…
……… Aklımı, infilak edecek pimi çekilmiş savunma el bombasının içine yerleştiriyor, kimsesizler mezarlığında çiçek bırakılamayan garibanların üzerine fırlatıyor, koşuyor, sonra geri alıyorum ben gibi sevdasız, ben gibi akılsızlar zarar görmesin diye… Onca yıl içimde patlayan volkanlara bunu da ekliyor ve içimde sonlandırıyorum patlamasını, içimin kanayan yerkabuklarına yeni bir eklentide bulunarak ve tüm topraklarımı heyelana terkediyor, depremlerime devam ediyorum…
……… Panzerlerin sesi altında eziliyor son bir gayretle çıkıyorum arka tekerleğin altından yamyassı ve gece ayazında savrulmamak için duvara yaslanıyor, sesinin gelebileceği tüm köşe başlarına yalnızlıklarımı dikiyorum nöbetçi olarak… Sesinden gelecek tek heceyi gül kokulu nefesinle birleştirip tenimin kırlarına dikeceğim ama yoksun ve içimde kendi içimin koridorlarında titreyerek uyumak istiyor, kalkıp yeniden sigara içiyorum dumanını dışıma savurarak… Hiçbir şey içimden çıkmıyor, ne varsa dolduruyor boşluklarımı, ağırlaşıyor, eziliyor, kayboluyorum içimden içime yolculukta…
6.12.2006 - Adana
Olgun EkinciKayıt Tarihi : 8.12.2006 13:08:00
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
![Yıldız](/Content/img/y_0.png)
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
![Olgun Ekinci](https://www.antoloji.com/i/siir/2006/12/08/sevgiliye-mektuplar-icime-yolculuk-2.jpg)
Sayın Olgun Ekinci,
Şiirlerinizden sonra istatistikler bölümüne baktığımda her gün tıklayanlar arasında Sevtap Hanım'ın da olduğunu düşündüm ve bir an için kendimi sizin yerinize koyarak işte dedim yeni bir şiir için ilham kaynağı.Ne dersiniz?
TÜM YORUMLAR (3)