Ah Sevdam…
şimdi içimde
gecenin bütün yıldızlarını karanlığa gömmüş
bir seher bekliyor seni.
Öyle derin,
öyle kadim bir bekleyiş ki bu;
ezelden ebede secdeye varmış
milyonlarca melek
havf ve reca halinde
saf saf dolduruyorlar fezayı…
Ve ben
her sabah gözlerimi açtığımda
aynı sırrın içinde buluyorum kendimi
dünyanın bütün gürültüsünden çekilmiş
ıssız bir kuyunun içinde bir yanım
Eyyubi’nin mızrağının ucunda
o tarifsiz fetih kokusu
Anadolu’dan Kudüs’e uzanan
uzun bir hasret bir yanım…
Ve sen,
kalbimin karanlık mahzenlerinde
saklı duran
adı konulmamış bir kandil gibi aydınlatıyorsun evreni.
Sana baktıkça
göğsümdeki taşlar yerinden oynuyor,
yıllardır içimde uyuyan
şehirler uyanıyor.
kokun sarıyor hicret yolunun meşakkatli yolculuğunu…
Bir ezan sesi geliyor kulaklarıma
öyle eski
öyle hisli
öyle deruni
Bilalin sesi sanki…
ve ben
hangi çağda olduğumu unutuyorum.
Çünkü senin yüzünde
zamanın eskitemediği
bir sabah var.
Öyle bir sabah ki;
Musa'nın Tur'da gördüğü
o yakıcı tecellinin
uzaktan düşmüş gölgesi gibi…
Bakışın değdiğinde
benliğimin bütün putları
birer birer devriliyor.
Ve ben
kendi içimdeki Nemrut'un
ateşini söndüremediğim yılları
hatırlıyorum.
Meğer insan
en büyük sürgünü
kendi nefsinde yaşıyormuş.
Sen geldin…
kendime kurduğum
o ihtişamlı sarayın
bütün duvarları bir bir yıkıldı içimde…
Tahtım devrildi.
İşte o vakit anladım;
Aşkın tecelligâhı,
ayaklarımı kana bulayan bir yoldan geçince varılan bir yermiş
Ah Sevdam…
Ve yine
Sesler duymaktayım “gel”diye…
karşımın karşısında hiç tanışmadığım bir yüz var…
o bana gülümseyerek bakıyor
ben ona şaşkınlığımın içinde kızgın bir ruh gibi
ellerim de başka bir renk
ellerimde derin çizgiler
gözlerimin içinde kan dolu çatlaklar var
ince ince damar damar…
nereye çağrıldımı biliyorum aslında…
nereye varacağımı da…
bu yaşam her çağrıda
biraz daha zerreye dönüşüyor
her adımım da
biraz daha yok oluyor
alemi hakikiye de bulmak istiyorum seni
mahşer günü,
saçlarını koklarken ağlamak istiyorum
huşu içinde…
hasretin gözlerimden dökülürken damla damla…
ah sevdam haydi tut ellerimden
dizlerimin dibinde dur duaya…
yanağında ki o minik bende kurduğum ülkem
cennetin bir köşesi olsun ne olur…
ah sevdam
sen sevince ölümün bile ayıramadığı
bir alem kuruluyor içimde
sen sevince
cennetül Firdevs kokusu sarıyor tüm benliğimi
sen sevince
bir mucize yeşeriyor gözlerimin önünde
imanım katlanıyor…
sen sevince bir melek gülümsüyor yüzüme…
Şimdi içimde
sınırları olmayan bir cennet gibisin…
Her imgesinde yutkunduğum
kursağımda kalan bir şiir gibisin…
söylesem eksik, sussam fazla…
unutma!
haysiyet
şeref
namus bildim aşkını…
sevdam sana emanet
sen Rahmana….
Kayıt Tarihi : 26.08.2026 12:15:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!