on binlerce yıl öncesinden gelen
bir saray soytarısıdır sevda
kralları tahtından indiren,
prensleri öldürten bir ayaklanma
kalp yangınıdır cariye makamında...
soğukça eser kış ayında; zemheriler, deli fırtınalar
Kalplerinde aşk işaretiyle doğar kimileri... Yeryüzüne gönül indiremez onlar... Hayatı ve insanları anlarlar,hayata ve insanlara merhamet duyarlar,ama hayatın ve onun içindeki insanların yaşadıkları gibi yaşamazlar.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...
Devamını Oku
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Sevda derler adına
kimse bilmez yaşamadıkça...
güzel şiirdi
kutlarım
sevgiyle...şiirlerle kalın
ŞİİR DE BİR MELODİDİR SEVGİLİ ULVİ VE ŞİİRİN BUNUN EN BÜYÜK DELİLİ...KUTLARIM
sorgusuz isyanlar, haykırır doruklardan
ellerinde bayrak, çocukların
savaşçı derler adlarına
konar göçerler
dönüşsüz yolculukları sevda içindir...
sevda tılsımlı bir elçidir;
Sierra Maestra Dağlarından,
Bolivya'ya uzanan bir külkedisi
Kutluyorum sizi ,genç şaiir dost Ulvi Koçu kardeşim dağlarda özgürlük marşları, ezgileri haykıran Kürt özgürlük savaşçıların dilinde düşümeyen şoreş şarkıları gibi umut,sevda,özgürlük dolu özenle işlenmiş güzel bir şiir kaleminize kuvet,yüreğinize sağlık
Saygılarımla
Mehmet Çobanoğlu
Gelecekte iyi bir şair olacağından eminim.Sevgilerimle...
yürekteki özgürlük,umut ve sevda atesini en iyi yasayan ve yasatan kaleminle gene cok güzel bir siirin imzasını atıyorsun ... KUTLARIM DOSTUM
*****Sevda Çağrışımları*****
on binlerce yıl öncesinden gelen
bir saray soytarısıdır sevda
kralları tahtından indiren,
prensleri öldürten bir ayaklanma
kalp yangınıdır cariye makamında...
soğukça eser kış ayında; zemheriler, deli fırtınalar
yürek, cehennem korunda, sevdanın tutsağında
eski sözcükler zamanında...
savaş ertesi işgallerde
kuşatmaların darbesinde
yaşlanmış bir dindir sevda
tanrısız, peygambersiz, kitapsız...
ürkütücü gecelerde sığınılır,
gül bahçelerinden çağrılır
bir tek ona inanılır...
kimliksiz dolaşır ülke ülke
sokakları yıkar
talan eder gecekonduları
hangi şair vardır sevdayı anlatmayan?
uzak iklimler kaçağıdır
aysız gecede parıldayan yıldız
çılgınlıktır Kürt dilinde
her bir tutsağın özgürlüğü; zincirler ötesinde...
sorgusuz isyanlar, haykırır doruklardan
ellerinde bayrak, çocukların
savaşçı derler adlarına
konar göçerler
dönüşsüz yolculukları sevda içindir...
sevda tılsımlı bir elçidir;
Sierra Maestra Dağlarından,
Bolivya'ya uzanan bir külkedisi...
Ulvi Koçu
Tam puanla kutluyor, listeme alıyorum
on binlerce yıl öncesinden gelen
bir saray soytarısıdır sevda
kralları tahtından indiren,
prensleri öldürten bir ayaklanma
kalp yangınıdır cariye makamında...
Aha işte bu girişe bayıldım.Gönlün açık ,kalemin daim olsun;şair.Saygılarımla.
sevdan Kürtçe sesler gibidir
sen konuştukça,
melodiler özgürlüğe kavuşur...aşina bir yüreğin adını zikrettin sevgili Ulvi!
varıp gideyim içimdeki susa :(
Yeri, yurdu, rengi, dili hiç bir farklı anlam taşımaz...
Sevda sevdadır,
Umut umuttur,
Mücadele de mücadeledir...
Yolu hep aynıdır ..
Kutluyorum sevgili Ulvi Koçu, yüreğine sağlık, kalemine sağlık ....
hep o sevdaların peşinde savaşan
bir tek sevgilerin tutsaklığını kabullenen değilmidir devrimci..
kutluyorum
namık cem
Bu şiir ile ilgili 12 tane yorum bulunmakta