Ne kalbde bir nişân, ne gözde bir harâbât,
Bir eski hâtıra, sükûtta mest-i hayrât.
Leyâl-i mâzide döner feryâd-ı pinhân,
Ne hüsran eksilir, ne düşler biter aslâ.
Bir sîret-i hayâl gibi akseder derûnâ,
Kapanmış aynada bir hâb-ı dehr-i pünhân.
Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Devamını Oku
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..




Nişân :İz, belirti, işaret
Harâbât : Viranelik, yıkıntı; mecazen “perişan hâl”, “harap olmuş yer
sükûtta mest-i hayrât : Sessizlikte hayretlere dalıp kendinden geçmiş
Leyâl-i mâzide : Geçmiş geceler, eski zamanların geceleri
feryâd-ı pinhân : Gizli çığlık, içten gelen saklı feryat.
Bir sîret-i hayâl : Hayalin iç yüzü; hayalden ibaret bir öz
akseder derûnâ : Hayalin iç yüzü; hayalden ibaret bir öz
bir hâb-ı dehr-i pünhân :
• hâb: uyku
• dehr: zaman, dünya
• pünhân/pinhân: gizli
Nihân :Gizli, Saklı
râh misâli : yol misali
Bir zıll-ı matemdir : bir yas gölgesi
hayâl-i gamzîn : Hüzünlü hayal, gamlı düş
revân olur dil-i bîzâr : Usanmış gönül akıp gider
nâzik nîşân-ı âh : Ahın ince izi
bahâr-ı zîbâ-yı : Güzel bahar, zarif bahar
sükût-i derûnî : İçsel sessizlik
sessiz inkisâr : Sessiz kırılış, sessiz incinme
âşiyân : Yuva
tekâmül : Olgulaşma
meftun : Tutkun, hayran, kendinden geçmiş
usûl usûl sergerdân : Yavaş yavaş dolaşan, avare gezen
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta